Prof. Dr. Ahmet Yaşar: Oteller hafızayı siler; hanlar, fotoğraf çekilen bir dekora dönüşür

Eminönü’ndeki Hanlar Bölgesi; yüzyıllar boyu kesintiye uğramadan, zamanın ruhuna göre evrilerek bugüne ulaşan İstanbul’un en açık sözlü anlatıcısı. Sokaklar, binalar ve o binaların içinde nefes alan hayatın kendisi; zamanın ve insanların tüm hoyratlığına rağmen hâlâ göz kamaştırıyor. Ticaretin yanında toplumsal hafızanın da omurgasını oluşturan bu yapılar, bugün tarihlerinin belki de en kritik yol ayrımında duruyor.

Bu eşsiz binaları salt taştan ve görkemli avlulardan ibaret görmek, hanların asıl ruhunu ıskalamak demek. Zira bu hafıza sadece büyük tüccarların hikayelerinden ziyade, bekâr odalarına sıkışmış kayıkçıların, hamalların ve kentin "marjinal" damgası yiyen ama ekonomiyi sırtlayan o görünmez emeğinin de hikâyesi. Bugün hanlar, ya bu canlı ve insani organizmayı koruyacaklar ya da ruhlarını kaybedip sadece fotoğraf çekilen turistik birer objeye dönüşecekler.

İstanbul’un Osmanlı dönemi kent dokusuna dair çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Ahmet Yaşar, bu yapıları birer "kültür varlığı" olarak ele almanın eksik kalacağını vurguluyor. Ona göre hanlar; geçmişin karmaşık toplumsal ilişkilerini ve iktidar pratiklerini fiziksel dokusunda taşıyan "çok katmanlı bir hafıza mekânı". Yaşar, üretimi ve mekânın sakini olan insanı dışlayan güncel otelleşme sürecini ise kentsel kimliğin ve tarihin silinmesi olarak niteliyor.

Prof. Dr. Ahmet Yaşar

- Bir tarihçi olarak kültür varlığı kavramını nasıl tanımlarsınız? Bu varlıkların tarih-toplum ilişkisindeki temel işlevini nasıl okumalıyız? 

İstanbul Çakmakçılar Yokuşu’nda, bir 18. yüzyıl eseri olan Büyük Yeni Han’ın avlusunda durup etrafa baktığınızda, yüzyıllar boyu aynı taş üzerinde birikim yapmış onlarca farklı hayatın izlerini hissedebiliyorsunuz. İşte bu yüzden kültür varlığını yalnızca korunması gereken bir yapı olarak değil, geçmişin karmaşık toplumsal ilişkilerini, iktidar pratiklerini ve gündelik hayat deneyimlerini fiziksel dokusunda taşıyan çok katmanlı bir hafıza mekânı olarak görmek daha anlamlıdır. Tarihçiler bu yapıları, toplumun ve mekânın zaman içindeki dönüşümünü okuyabildikleri somut birer birincil kaynak olarak ele alır. İstanbul’un Eminönü hanları bu ilişkinin en açık biçimde izlenebildiği yerlerden biri. Ben kendi çalışmalarımda bu hanları “bir aradalığın mekânı” olarak kavramsallaştırıyorum; yani farklı kökenden, farklı statüden insanların zorunluluk ya da alışkanlık nedeniyle bir arada var olduğu, birbirini dönüştürdüğü alanlar. Avlularındaki kahve ocakları, toptan ve perakende ticaretin dükkânları, uzak diyarlardan gelen yabancıların konakladığı bekâr odaları, devletin mekân üzerindeki yoğun gözetim refleksi. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde bu hanlar, Osmanlı İstanbul’unun farklı toplumsal katmanlarını bir çatı altında buluşturan mekânlar olarak karşımıza çıkıyor. Kısacası bu yapıları kültürel miras kılan şey yalnızca yaşları değil; bize şehri kimin inşa ettiğini, kimin yaşadığını anlatmalarıdır.

- Bu coğrafyadaki tarihi yapıların, bilinen birincil amaçları dışında, bölgenin sosyal dokusuna özgü üstlendiği karakteristik nelerdir?

Bu yapıların en ilginç özelliği, tek bir işleve sığmamalarıdır. Han, gündüz kalabalık çarşının ortasında herkese açık bir kamusal mekâna dönüşürken, gece kapıları kapanıp şehrin yabancılarına bir konaklama evi olur. Mimari de bu ikiliği yansıtır: kapılar işlek sokaklara açılır ama avlu, dışarıdan kolayca ulaşılamayan yarı-kapalı bir dünya kurar — çarşının içinde bir çıkmaz sokak gibi.

Bu çift kimlik aslında Osmanlı kentinin genel mantığıyla örtüşür. 16. yüzyıl yazarı Gelibolulu Mustafa Ali, hanları hamamlar, kahvehaneler ve dergâhlarla aynı kategoride, yani kamusal mekânlar arasında sayar. Oysa odalar özel, avlu kamusal, dehlizler ikisi arasında bir eşiktir. Bu geçişkenlik, hanı salt bir ticaret ya da konaklama mekânı olmaktan çıkarıp kentin toplumsal hayatının tam ortasına yerleştirir.

- Odağımızı Eminönü’ne çevirirsek, Hanlar Bölgesi’nin İstanbul’un kent hafızasındaki tarihsel yeri nedir? 

Eminönü ve çevresindeki hanlar bölgesi, Osmanlı İstanbul’unun ticari merkezi olmasının yanı sıra toplumsal ve simgesel hafızasının da odak noktasıdır. Bu bölgenin tarihi fetihle başlar: II. Mehmet,........

© T24