Diğer

17 Nisan 2024

Cem Selcen, Beyoğlu'nu en iyi bilen, her haline tanıklık etmiş ve her zaman onun yanında olmuş isimlerden. Selcen, 90'larda henüz örnekleri yokken Roxy, Sefahathane gibi farklı eğlence anlayışını içeren yerleri açarak çekim merkezleri yarattı. Semtin kültürünü bir simge olarak gören ve önemseyen Selcen, Refah Partili Beyoğlu Belediyesi'nin 1990'larda meyhanelerin siyah perde ile kapatılması çağrısına bir Beyoğlu Festivali ile yanıt verdi. İşletmecisi olduğu Roxy, Teoman, Hayko Cepkin Gaye Su Akyol gibi isimlerin kariyerlerinin başında sahneye çıktığı Roxy Müzik Günleri'ni bu yıl 23. kez düzenliyor. Sözü Cem Selcen'e bırakalım.

- Son seçim sonuçları hakkında Beyoğlu özelinde neler söylersiniz?

Her şeyden önce vatanım diyebileceğim bölgenin bir yenilenme şansı elde edebileceği için sevinçliyim. Biz buraya aramızda Beyoğlu Cumhuriyeti derdik. Bir kere Beyoğlu herhangi bir ilçe, yer değildir. Beyoğlu, tüm Türkiye ve hatta özellikle son Osmanlı tarihinin her noktasının okunabileceği, Osmanlı'nın da Türkiye'nin de Batı ile bağlantısının ana kültürel iskeletidir. Her zaman kozmopolit, Batı'ya ve eğlenceye dönük yapısı olan Beyoğlu 1994'ten ama özellikle 2010'dan beri yabancısı olduğu yerlere hızla çekildi. Şimdi ilk kez damarlarında duran o zenginliğe doğru bir değişim şansı var. Sevinçliyiz ama asıl neler yapılacağını gördükten sonra karar vermek gerek. Ülkede sevinmeye çok ihtiyacımız var. İyi şeyler yapıldığını görmek daha iyi gelecek.

- Sizin kişisel tarihinizde Beyoğlu ne anlama geliyor? İlk ne zaman geldiniz, neler yaptınız ve hangi duygular eşlik etti?

Beyoğlu daha başta da dediğim gibi benim vatanım oldu. Üniversite'ye geldiğimde orada ev tutmuştuk. Sonra mühendislik yaptığımda Taksim yakınında bir ofisim vardı. Sonrası ise malum, 1992'de Atlas Pasajı'nda Sefahathane ile başlayan, 1994'te Roxy'le sonra Yan'la devam eden maceram. Sefahathane'nin ilhak edilmesiyle hafiften İstiklal'den çekilsem de öteki yerler halen sürüyor. Şu anda oturduğum ev de Cihangir'de. 1992'de askerlik arkadaşım Fehmi Yaşar'la bir yer açma planları yaptıydık hatta yeri tuttuk sonra o yalnız devam etti ve Hayal Kahvesini açtı. Ben de ondan iki ay sonra Sefahathane'yi açtım. O vakitler yeni 90'lar Beyoğlu'sunun başladığı vakitlerdir. Daha cadde trafiğe kapanmamıştı.

- Sefahathane özel bir yer olarak tarihe geçti. Neler vardı?

Sefahathane adını bulunduğu yerdeki Osmanlı geçmişinden alsa da Parisien bir kafe, New York stili bir bar oldu. Her ay iyi sergiler yapardık. Cazdan rock'a dünyada yeni ne varsa orada idi. Şu anda da var olan kimi müzik ve dans grupları kuruldu orada. Binada, Sefahat'in üst katında 2. Mahmut'un garsoniyeri vardı. Karşıdaki Circle D'Orient bloğu, veliahtlardan konsoloslara toplanılan, oyun oynanan, eğlenilen ve dünya politikasının bir kısmının belirlendiği Büyük Kulüp'tü.

- Siz hâlâ devam eden Roxy'nin de kurucususunuz…

Sefahathane'den sonra Roxy geldi ve dünyayı oraya taşıdık. Yurt dışından yabancı bir grup ilk kez Roxy'de sahneye çıkmıştır. Şimdi "Aman Beyoğlu mu?" diyen insanlar, o esnada oradaydı. Gece kulüp, gündüz tiyatro ve sergi mekanıydı. Aynı zamanda şehre sahip çıkan bir gaSte'miz vardı. Bütün bunlar sadece bizim yeteneğimiz değildi elbette. Yer doğruydu. Aynen insan gibi mekanların da bölgelerin de ruhu vardır ve onu kişiliğiyle birlikte sonraki nesile devreder. Yeni yapılan blok şehirlerin içine yaptığınızla Beyoğlu'nda yapılan asla aynı olmaz. Bugün kitaplarını okuduğumuz edebiyat tarihinin ve büyük ressamlarımızın geçtiği yer Beyoğlu. İlk tiyatrolar, karnavallar, sinemalar buradadır. Binalarıyla Paris'le yarışan Pera'dan başlayıp bütün Beyoğlu tarihini tekrar tekrar herkesin gözüne sokmak gerek. Çünkü örnek orada zaten.

- Beyoğlu'nda işler ne zaman değişmeye başladı?

Beyoğlu'nu ilk değiştirme isteği 1994'teki yerel seçimde Beyoğlu Belediyesi'ni alan Refah Partisi'nin "Meyhaneler siyah perdeyle kapansın" demesiyle açığa çıktı. O zaman devlet iki parçaydı ve biz güçlüydük. Benim önerimi sağ olsun bütün arkadaşlar ve esnaf sahiplendi. Muhteşem bir Beyoğlu Festivali yaptık. Sokak sokak, meydan meydan konserler, duvar resimleri, toplantılar yapıldı. Bununla baş edemeyeceğini gören Refah ister istemez geri adım attı kararlar ve karalar kalktı. 90'lar bizimdi artık. Sonraki değişim 2000'lerin başında başladı. 2010 sonrası ise hızlandı. Çünkü, şehrin bu yaşam kültürüne sahip olmayanlar şehre sahip oldular. 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi çok önemlidir. Türk aydını hiç iyi sınav vermedi ve ne kadar zayıf olduğunu gösterip şehirden geri çekildi. O tarih ve o proje sonrası hızla değişim başladı.

- Ve bu süreçte neler oldu?

İstiklal Caddesi üzerinde bizi biz yapan hemen hiçbir şeye mesela Emek Sineması'na sahip çıkamadık. Bizi barındıran yerleri yıkarak, kovdular hepimizi. Caddeyi düzenleyeceğiz diye su borusundan elektrik hattına her şeyi dozerlerle parça parça edip tam 8 ay yürünmez yaşanmaz halde bırakıp hiç dokunmadılar. Unutmuyorum turist arkadaşlarımı çamur içinde gezdirmiştim. Bu arada da Taksim'de ve ara sokaklarda başka kültürlere geniş müsamahalar gösterilirken tarihi olan meyhanelere, mekanlara baskılar yapıldı. Sandalyeler toplandı, cezalar yazıldı. Sefahathane'nin yeri istimlak edildi. Bu kültürel değişimle birlikte bombalı saldırılar da Beyoğlu'nun terk edilmesine yardım etti. O halen de bir korku konusu. Velhasıl bir kültür biraz zorla biraz da sahipsizlikten dışarı atılmış oldu. Kendi adıma en çok direnenlerden olduğum için, olan biten çok canımı yakmasına karşın görevimi yapmamış gibi hissetmiyorum. Ama içimizden birileri hissetmeli.

- Siz mekan sahibi olarak bu süreci nasıl yaşadınız? Değişikleri nasıl deneyimlediniz?

Biz Beyoğlu'nu pavyonculardan aldık. Oraya dünyanın cazını, en yeni müziğini, en içimize sineni getirdik. "Bu kötü ama çok satıyorlar" bizim işimiz hiç olmadı. Bir kültürü savunuyorduk. Tüccar olmadık. Türkiye'de sadece ben değil, rahmetli Kemancı'nın sahibi Zeki de Hayal Kahvesi de Babylon da çok önemli bir hattı tuttuk. Şimdi yine pavyonculara devrettik. Daha doğrusu devam edenler öyle yaptı. Fakat o pavyoncularla şimdikiler arasında çok önemli bir fark var. O zamankiler abir şekilde şehirliydiler. Halden anlar, efendiyi edebiyatçıyı bilirlerdi. Şimdi maalesef köy ya da aşiret parasıyla şehre gelenler yeni pavyoncular oldu. Bir düsturları kendi seçkileri yok. Satılan her şey mubah. Tüm Beyoğlu bir alt kültüre teslim oldu. Çok yoğun Arap turizmi ve son göçler şehrin önce kozmopolit merkezini belirliyor. Sadece son zamanlarda bankalar ve büyük şirketlerin kültür merkezleri çok önemli köşeleri tutmuş durumda ve bu gelecek adımlar için iyi bir dayanak.

- Beyoğlu'nda bundan sonra neler olmasını istersiniz?

Beyoğlu, dediğim gibi büyük tarih. Azınlık tarihinin canlılığı bize düşman değil. Neden o kültürel bağlantılar canlanmıyor? Tüm Avrupa'da, son yazdığım kitaplar için gezdiğim için yakinen biliyorum tonla kültürel koruma altında mekan var. Dekorasyon için sahibi bile dokunamaz. İzin gerek. Kaç yüzyıllık, padişahların atları güzel yürüsün diye halı serilen o İstiklal Caddesi'nde koruma altında kaç yer var? Floransa'da restoranlar yerel olmayan ürün kullanamıyorlar. Kilisenin karşısına Mc Donalds açamıyorsun. Koruma kültürü olsa İnci Pastanesi'ni oradan sökemezdiniz değil ki sinema tarihimizin en önemli mekanı Emek'i polis desteğinde yıkmak! Artık her şey kolay. Yerel yönetim içine esnafı ve yaşayanı da alarak ne istediğini planlayabilir.

- Peki Beyoğlu özellikle İstiklal Caddesi bundan sonra neyi simgeleyecek?

Beyoğlu, biziz. Orası yalan değildi. Ben bunun en yakın şahidiyim. Maalesef Nişantaşı'nı simge olarak bir yere koyamıyoruz. Bağdat Caddesini de... Son 15 yıllık hunhar yaklaşıma rağmen mimari orada direniyor. O direniyorsa olur. Ben hep hazırım. "Beyoğlu Cumhuriyeti" yazan afişlerimiz duruyor, daha üç yıl önce "Beyoğlu başlıyor" yazanlar da…

Yarın: Aylin Aslım anlatıyor...

Su Yücel uzun yıllardır İstiklal Caddesi'nin sakini. Atölyesinde farklı disiplinlerde üretimlerde bulunuyor. Yücel, 2013'ten bu yana Taksim'in betonlaştığını ifade ederek ekliyor: "Beyoğlu kendi ruhuna kavuşmalı"

Beyoğlu çok eski zamanlardan beri hep sermayenin, hâkim idari anlayışın konuşlandığı bir mahalle olmuş; çünkü çok merkezi bir konumda ve bir iktidar savaşı alanı. Bu yüzden de bölgenin şekillenmesinde siyasi erkin ve sermayenin etkisi diğer yerlerden daha fazla olmuş

Kullanılmayan, ıskartaya çıkarılmış sinemaları, müzikholleri restore edip "Alın kardeşim, burası sizin Champs Elysee, Piccadilly Circus'unuz" desinler. İstanbul bunu hak ediyor. İstanbul çok eski, bizden çok önce de vardı bizden çok sonra da olacak

© Tüm hakları saklıdır.

QOSHE - Cem Selcen: Beyoğlu direniyorsa olur - Aslı Atasoy
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Cem Selcen: Beyoğlu direniyorsa olur

8 12
17.04.2024

Diğer

17 Nisan 2024

Cem Selcen, Beyoğlu'nu en iyi bilen, her haline tanıklık etmiş ve her zaman onun yanında olmuş isimlerden. Selcen, 90'larda henüz örnekleri yokken Roxy, Sefahathane gibi farklı eğlence anlayışını içeren yerleri açarak çekim merkezleri yarattı. Semtin kültürünü bir simge olarak gören ve önemseyen Selcen, Refah Partili Beyoğlu Belediyesi'nin 1990'larda meyhanelerin siyah perde ile kapatılması çağrısına bir Beyoğlu Festivali ile yanıt verdi. İşletmecisi olduğu Roxy, Teoman, Hayko Cepkin Gaye Su Akyol gibi isimlerin kariyerlerinin başında sahneye çıktığı Roxy Müzik Günleri'ni bu yıl 23. kez düzenliyor. Sözü Cem Selcen'e bırakalım.

- Son seçim sonuçları hakkında Beyoğlu özelinde neler söylersiniz?

Her şeyden önce vatanım diyebileceğim bölgenin bir yenilenme şansı elde edebileceği için sevinçliyim. Biz buraya aramızda Beyoğlu Cumhuriyeti derdik. Bir kere Beyoğlu herhangi bir ilçe, yer değildir. Beyoğlu, tüm Türkiye ve hatta özellikle son Osmanlı tarihinin her noktasının okunabileceği, Osmanlı'nın da Türkiye'nin de Batı ile bağlantısının ana kültürel iskeletidir. Her zaman kozmopolit, Batı'ya ve eğlenceye dönük yapısı olan Beyoğlu 1994'ten ama özellikle 2010'dan beri yabancısı olduğu yerlere hızla çekildi. Şimdi ilk kez damarlarında duran o zenginliğe doğru bir değişim şansı var. Sevinçliyiz ama asıl neler yapılacağını gördükten sonra karar vermek gerek. Ülkede sevinmeye çok ihtiyacımız var. İyi şeyler yapıldığını görmek daha iyi gelecek.

- Sizin kişisel tarihinizde Beyoğlu ne anlama geliyor? İlk ne zaman geldiniz, neler yaptınız ve hangi duygular eşlik etti?

Beyoğlu daha başta da dediğim gibi benim vatanım oldu. Üniversite'ye geldiğimde orada ev tutmuştuk. Sonra mühendislik yaptığımda Taksim yakınında bir ofisim vardı. Sonrası ise malum, 1992'de Atlas Pasajı'nda Sefahathane ile başlayan, 1994'te Roxy'le sonra Yan'la devam eden maceram. Sefahathane'nin ilhak edilmesiyle hafiften İstiklal'den çekilsem de öteki yerler halen sürüyor. Şu anda oturduğum ev de Cihangir'de. 1992'de askerlik arkadaşım Fehmi Yaşar'la bir yer açma planları yaptıydık hatta yeri tuttuk sonra o yalnız devam etti ve Hayal Kahvesini açtı. Ben de ondan iki ay sonra Sefahathane'yi açtım. O vakitler yeni 90'lar Beyoğlu'sunun başladığı vakitlerdir. Daha cadde trafiğe kapanmamıştı.

- Sefahathane özel bir yer olarak tarihe geçti. Neler vardı?

Sefahathane adını bulunduğu yerdeki Osmanlı geçmişinden alsa da Parisien bir kafe, New York stili bir bar oldu. Her ay iyi sergiler yapardık. Cazdan rock'a dünyada yeni ne varsa orada idi. Şu anda da var olan kimi müzik ve dans grupları kuruldu orada. Binada, Sefahat'in üst katında 2. Mahmut'un garsoniyeri vardı. Karşıdaki Circle D'Orient bloğu, veliahtlardan konsoloslara toplanılan, oyun oynanan, eğlenilen ve dünya politikasının bir kısmının belirlendiği Büyük Kulüp'tü.

- Siz hâlâ devam eden Roxy'nin........

© T24


Get it on Google Play