Cuma namazı ve laiklik tartışmaları

Diğer

21 Ocak 2026

YÖK’ün geçtiğimiz günlerde tüm üniversitelere gönderdiği genelgede, Cuma namazı saatlerinde sınav ve ders konulmaması talimatı, ülkemizde laiklik tartışmalarını tekrar alevlendirdi.

Ülkede sosyolojik boyutta 100 yıldır çözemediğimiz iki temel sorundan biri olan (diğeri Kürt sorunu) laiklik ve din-devlet ilişkileri sorunu, son yıllarda genelde yatay seyirde izler gibi görünse de zaman zaman bu tür tartışmalı uygulamalarla aslında sadece buzdağının görünür kısmının küçülmüş olduğunu gösteriyor.

Laiklik konusunun hukuksal boyutunda aslında uzun süredir (türban/başörtüsü sorunlarından bu yana) pek bir gelişme olmasa da sosyolojik ve siyasi boyutunda son dönemde bence ilginç bir gelişme yaşandı.

Bu önemli gelişme ise toplumda sol/sosyal demokrat/Atatürkçü/modern(ist) kesimin büyük bir çoğunluğunun artık laiklik konusunda eskisi kadar katı ve sert bir yaklaşım içinde olmaması ve dindarlara ve muhafazakârlara eskisine oranla daha empati ile yaklaşabilmesi.

Örneğin bu kesimin çoğunluğu artık üniversite, kamu idareleri ve hatta modern iş ortamları dâhil kamusal ortamda başörtülü bir kadını görünce, eskiden ve örneğin 28 Şubat dönemlerinde olduğu gibi antipati hissetmiyor.

Dinsel pratiğin alenileştirilmesinden eskisi kadar rahatsızlık duymuyor.

Eskiden bu kesim için dindarlık, sadece “özel alana” hapsedilmesi gereken ve kamusal ortama çıkarılmaması ve pratiğinin kamusalda gösterilmemesi gereken bir özellikti ve ancak bu şekilde tolere edilebilirdi.

Aksi hâlde laikliğe aykırılık olarak damgalanarak en ağır hukuk ihlallerinden biri sayılırdı.

Örneğin bizim fakültede (Ankara Hukuk), 28 Şubat döneminde askerlerin kamudaki “anti-türban” ve radikal laikçi brifinglerinde sıkça hizmetine başvurdukları bir profesör hocamızın, o dönemde beni fakültenin girişinde gördüğünde, “Ali Bey, ben sizi Atatürkçü biliyordum, türban yasağını eleştiren makalenizi size hiç yakıştıramadım!” diye bağırmasını hâlen hatırlarım.

Bana yakıştıramadığı makalem ise o dönemde üniversitelerdeki türban yasağının, kamu hukukunun teknik kuralları açısından neden hukuka aykırı olduğunu ve bu konuda laikliğin neden yanlış yorumlandığını ve uygulandığını ayrıntılı olarak ve bilimsel dayanakları ile açıkladığım makalemdi.

Hatta teknik ve bilimsel kalitesine güvendiğimden önce Ankara Siyasal dergisine verdiğim ama şimdi arkasından “şöyle demokrattı, böyle iyi bilim insanıydı” diye methiyeler düzülen bir anayasa profesörünün sansürüne uğradığı için yayımlanmadığından, demokrat ülkücülerin çıkardığı Türkiye Günlüğü dergisinde yayımlanan makalem (“Türban ve Hukuk”, Yaz 1999).

Sonuçta günümüzde artık bu sol/sosyal demokrat/Atatürkçü/modern(ist) kesim, dindarlığın kamusal ortamda da kendini ifade edebilmesini kabullenmiş ve kanıksamış durumda.

Çoğunluğunun bu konuda daha toleranslı bir konuma geldiğinde ve radikal tarafın azınlıkta kaldığında kuşku yok.

Ne var ki bu dönemde yaşanan bir diğer önemli değişim ise tam tersine diğer kesimin, yani muhafazakâr/dindar/İslamcı kesimin bu konuda, deyim yerindeyse, “su koyuvermesi”!

Eskinin bu konudaki mağdurları, şimdinin “mağrurları”, hatta “mağdur edicileri” konumunda.

Tabii ki genelleme yapmak hatalı olabilir ama siyaset ve yönetimde güç dengeleri değişince ve kendi mahalleleri muktedir olup “suyun başına” geçince, muhafazakâr kesimin çoğunluğu maalesef diğer tarafa karşı........

© T24