Adaletin kırık terazisi ve siyasi rehinelik

Diğer

Konuk Yazar

08 Ocak 2026

2025 sonunda yürürlüğe giren "örtülü af", Türk hukuk sisteminde bir adalet obruğu açtı. Suçluluğu mühürlenmiş hükümlüler kapıdan elini kolunu sallayarak çıkarken; suçsuzluğu asıl olan tutukluların dört duvar arasında bırakılması, mantığın bittiği yerdir.

Önceki yazıda 2025 yılsonuna doğru çıkarılan, kamuoyunda örtülü af yasası olarak bilinen kanun gereğince, belli suçlardan hükümlü olanların cezaevlerinden tahliyesi nedeniyle ortaya çıkan bir adaletsizliğe, mantıksal tutarsızlığa değinmiştik. Aynı tarihlerde, aynı suçu işlediği iddiasıyla tutuklu olarak yargılamaları devam edenlerin, yani henüz suçluluğu kanıtlanmamış olanların uğradığı ağır ve kabul edilemez haksızlığı anlatmaya çalışmıştık.

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, bu kör dövüşünün ortasında bırakıldı. Özellikle Tunç Soyer davasında uygulanan yöntem, yaşayan hukukun bir "hak arama yolu" değil, bir "labirent" olarak tasarlandığını gösteriyor.

Bir kapıdan tahliye kararı çıkarken, diğer kapıya "yedek tutuklama" kilidi asılıyor. Osman Kavala davasında icat edilen bu "suçun ismini değiştirme" taktiği, yargıyı bir adalet dağıtıcısı olmaktan çıkarıp, kişiye özel bir mengene haline getiriyor.

Bu durumdaki kişilere, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i örnek olarak göstermiştik. Uzun zamandan beri tutuklu olarak kapalı cezaevinde tutulan Tunç Soyer, 31 Temmuz 2023 öncesinde (yani örtülü af kanunu kapsamında bulunan) zimmete iştirak suçunu işlediği iddiasıyla tutuklu. Hakkında henüz iddianame yazılıp dava açılmadı. Ne zaman dava açılacak belli değil.

Üstelik, suçlamaya neden olarak gösterilen eylem nedeniyle daha önce başka bir suç isnadıyla açılan davada, tahliye edilmeden hemen önce, tahliye ihtimalini bertaraf etmek için olsa gerek, adeta bir yedek tutuklama........

© T24