menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şiddetin kol gezdiği bir toplumda yaşamak

21 0
17.04.2026

Önce Şanlıurfa’da ardından Kahramanmaraş’taki okullarda meydana gelen olaylar sonrasında bir kez daha ‘bize neler oluyor’ yanılsaması içerisine giriverdik. Şanlıurfa’daki olayda eski öğrencinin okulu basması sonrasında yaşananların şoku atlatılmadan Kahramanmaraş’taki olay meydana geldi ve okullardaki şiddet döngüsü başta olmak üzere dijitalleşme, akran zorbalığı vb. pek çok konu yeniden konuşulmaya başlandı. Hatta sosyal medya platformlarında şiddet içeren programların yasaklanmasına dönük kampanyalara yol verildi bile. Ekranlar üzerinden şiddetin normalleştirildiği ve bu durumun olup bitenler üzerinde büyük etkisi bulunduğu saptamalarıyla fail veyahut failler saptanmış oldu. Peki durum gerçekten bu kadar basit mi? Bir başka ifadeyle iki gün üst üste yaşananların tek bir sorumlusu var denilmek suretiyle işin içerisinden çıkılabilir mi?

Toplumsal olayları tek bir etmen üzerinden açıklayabilmek ve bu duruma ilişkin önlemlerin alınması sonrasında hayatın normalleştirilebileceğini ileri sürmek tam anlamıyla bir kolaycılıktan ibarettir. Her iki olayın faillerinin bulunduğu yaş kuşağının televizyon izleme eğilimlerini incelediğimiz zaman sözü edilen mafyatik dizilerin, sabah ve akşam üstü televizyon kuşaklarında konuşulan konuların izlenme sıklığının hiç de düşünüldüğü kadar yüksek olmadığını görmekteyiz. Bir başka ifadeyle bu kuşak televizyon yerine dijital platformlar üzerinden pek çok şeyi izliyor. Yani yasaklamayı düşündüğünüz bütün yayınlar ve şiddet sarmalının içerisine bambaşka bir mecra üzerinden dahil oluyorlar. Üstelik asıl meseleyi her zaman olduğu gibi gerçekten tartışmak yerine etrafından dolanmayı tercih ettiğimiz gerçeği ile bu olaylar sonrasında bir kez daha karşı karşıya bırakılmış oluyoruz. Yani içinde yaşadığımız toplumda hayatın her alanında üretmekte olduğumuz şiddet sarmalının kapaklarını sonuna kadar açtığımız gerçeğini, bu olaylar vesilesi ile yine es geçmeyi başarıyoruz.  Cambaza bak cambaza söylemindeki gibi asıl suçluyu/suçluları ortaya çıkartmak yerine günah keçisi sendromunu devreye sokmak suretiyle yasaklamalarla olup bitenleri halledebileceğimizi zannediyoruz.

Sosyal medya platformlarına yaş sınırlaması getirilmesi düşüncesi başta olmak üzere pek çok noktada yaşananlar üzerinden yasaklamaları bile isteye tercih eden bir toplum tipinin yaratılması gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek durumundayım. Yasaklamalarla şiddet sarmalından çıkılabildiği bugüne dek görülmemiştir bundan sonra da görülebileceğini sanmıyorum. Tam aksine yaşananlar karşısında eleştirel bir anlayışa ve olup bitenlerin rasyonel bir anlayışla değerlendirilmesine dönük ihtiyacımız bugün eskisinden çok daha fazla. Eğitim şart veya ailenin koruyucu kalkan olarak yeniden ön plana geçirilmesi gerekliliği gibi yaklaşımların da çözümün yegâne adresi olmadığını anlamak durumundayız. Her şeyden önce eğitim kavramına atfettiklerimiz ile yaşananlar arasındaki kopukluğu ortadan kaldıramadığımız müddetçe eğitime dönük beklentilerimizin yarardan çok zarar getirmeye dönük etkileri olacağını hala anlayabilmiş değiliz. Uzun saatler boyunca ve on iki yıllık zorunlu eğitim süresince çocuklarımızı, gençlerimizi yarınlara taşıyabilecek bir perspektifi yakalayamıyoruz. Ne dilimizi ne kültürümüzü ne de tarihimizi ve geleneklerimizi bu nesillerle buluşturmayı başaramıyoruz. Üstelik öğretmen figürünün yeri ve etkisini de yine el birliği ile ortadan kaldırmış bulunuyoruz ve artık öğretmenlerimiz birer rol modeli değiller! Çocukların ellerindeki telefonlar ve tabletler aracılığıyla bilgiye ulaşma yeterlilikleri sonrasında öğretmenin yeri ve konumu kadar, okutulan derslerin etkisi ve getirileri de çok daha sorgulanmaya açık bir hale büründü. Son on beş yıl içerisinde giderek artan eğitimin statü kaybetmesi gerçekliğini de bu yapının içerisine eklediğimiz de okul denilen kurum üzerine yeniden düşünmemiz gerektiğini fark ederek işe başlamak durumundayız. Bunu yaparken sadece ideolojik bir angajman üzerinden değil aynı zamanda teknolojik getirilerin sonuçları üzerinden de değişmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.

Aile kurumu üzerinden dönen tartışmaları da işin içerisine sokmanın hem tam sırası hem de bu çok daha kapsamlı konuşulması gereken bir konu diyerek bir giriş yapabilirim. Tam sırası çünkü aile kurumu içinde yaşadığımız toplumun en küçük yapı birimi olarak tüm yaşantımızı şekillendiriyor. Burada yaşadıklarımız sadece bizimle sınırlı kalmayıp daha sonra kurulacak olan yeni ailelerin ve diğerlerinin de kaderlerinin biçimlendirilmesine etkide bulunuyor. İşte bu nedenle aileyi şiddet döngüsü meselesi üzerinden yeniden ve yeniden tartışmak durumundayız ancak kutsaliyet atfettiğiniz bir kurumu tartışamayacağınız gerçeği sizi bir kez daha şaşkınlık içerisinde bırakıyor. Bu noktada aile kurumunun içinde bulunduğumuz ülkede özellikle ekonomik arka planın ezici ağırlığı altında müthiş derecede erozyona uğradığı gerçeğini not ederek işe başlamamız gerekiyor. İkinci husus hiç kuşkusuz tüketim toplumu içerisine dalan ülkemizin geçmişten getirdikleri ile elde kalanlar arasındaki uçurum karşısındaki müthiş boşluğun en fazla aile bağları üzerinde yarattığı tahribatı es geçmemek zorundayız. Çünkü bu nokta beraberinde sevgi denilen kavramın giderek gözlerden ve ne yazık ki aile kurumumuzun üzerinden de kaybolmaya başlamasını beraberinde getiriyor. Bireyselleştiğini zanneden toplumun içerisinde kendisini kaybeden ve yolunu bulmak için uğraşan gençlerin işleri çok daha zor. Ne yazık ki bu gençlerin elinden son dönemde eğlenme ve deşarj olma haklarını da aldık. Değişim denilen sihirli kelimenin bu çocuklar ve gençleri de kapsadığını ve onların bizler gibi olmadığı gerçeğini unuttuğumuz için bir dönem bizlerden istenmeyenleri onlardan istemeye başladık. Tam da bu noktada geleceğe dair umutları olmayan ve umudu yurt dışında arayan bir kitlenin yaratılmasına iktidarıyla muhalefetiyle omuz vermiş olduk. Siyaset denilen kurumun bu çocukların geleceklerine dair ne ölçüde üretken olduğu gerçeğini sizlere bırakıyorum ancak yine aynı kurumun şiddet olgusunun oluşmasına verdiği katkıyı göz ardı edemeyeceğimizi de eklemek istiyorum.

Wieviorka’ya göre şiddet; kendini ifade etme olanağı bulamayan öznenin kendini anlatma biçimidir. Son yıllarda gençlerin başta akran zorbalığı olmak üzere okullarda şiddet eğilimi içerisinde bulunmaları, yaralama ve hatta öldürme olaylarına karışmalarının arkasında kendini ifade etme meselesinin de bulunduğu gerçeğini es geçmemek durumundayız. Karşımızda bambaşka saiklerle hayata yaklaşan ve kendi anne babaları başta olmak üzere onları yetiştiren öğretmenler, akrabaları ve hatta yaşça onlardan büyük bütün tanıdıklarını da ekleyebileceğimiz kitleden farklı düşünen, hisseden ve öncelikleri bambaşka olan bir kuşak var. Bu çocuklar içinde yaşadıkları toplumun ürünleri ve bu toplum şiddeti gerek fiziksel gerek sözel gerekse de psikolojik olarak hayatın her alanında fazlasıyla onların yaşamlarının içerisine sokuyor. Görünür olmak ve kendilerini göstermek istiyorlar buna karşın okul denilen kurum kadar aile kurumu ve boş zamanları geçirebilecekleri etkinliklerde de var olan yapı ile örtüşmeme halini çok daha fazlasıyla yaşıyorlar. Bu çocuklara ne oluyor sorusunun yanıtını gerçekten öğrenmek istiyorsak önce bu toplumun şiddetle olan bağını tartışmaya açmak zorundayız. Ardından başta eğitim kurumu olmak üzere aileyi ve buna eşlik eden diğer kurumlardaki sorunları da masaya yatırmalıyız. Şiddet içerdiği açık olan dizileri yasaklayarak veyahut başka birtakım yasaklamalarla işin halledilemeyeceğini bunun yerine şiddetin oluşma ortamlarının kurutulması gerekliliği üzerinde durmalıyız. Son olarak Milli Eğitim Bakanının istifası gibi bir durumun söz konusu olmayacağını ülke kamuoyunun bir kısmının hala anlayamamış olması kadar bu taleplerde bulunanların sorunun çözümü olarak bir kişinin istifasıyla durumun hallolabileceğini düşünmeleri de ayrı bir problem çünkü şiddet gibi bir olgu söz konusu olduğunda kişileri tartışmak abeste iştigal etmek demektir.

Her iki kentimizde yaşananlar sonrasında ölen vatandaşlarımıza Allahtan rahmet, kederli ailelerine sabırlar, yaralananlara da acil şifalar diliyorum.


© T24