menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İlber Ortaylı’nın ardından olup bitenler

41 0
19.03.2026

Pazartesi günü çok önemli bir ismi son yolculuğuna uğurladık ve ne yazık ki yine son dönemlerde olduğu gibi benzer tartışmalar içerisinde kamuoyunun gündemi bin bir parçaya bölünüverdi. Öncelikle karşımızda son derece donanımlı ve söz konusu donanımının yanı sıra popüler kültürün yarattığı halenin de bilincinde olup, hareket etmeyi başarabilen bir kişilik vardı. İlber Ortaylı, kendine özgü ifadeleri ile sadece tarih alanına olan vakıflığını değil diğer alanlara ilişkin deneyimlerini de sentezlemeyi çok iyi becerebilen bütün bunları sözün büyüsü ile nesiller boyunca aktarmayı başarabilen nadir insanlardan biriydi. Belki de bu özellikleri nedeniyle de ülkemiz halkının önemli bir kısmı tarafından çok ama çok sevildi. Ne kadar çok sevildiğine ilişkin önemli bir gösterge olarak kendisinin cenaze törenine gösterilen teveccühe bakmak sanırım yeterli olacaktır. Ama öte yandan aynı kişinin sağlığında ortaya koyduklarına yanıt veremeyen veyahut seslerini yükseltemeyenlerin birdenbire harekete geçmeleri de dikkat çekicidir. İşte asıl üzerinde durulması gereken yerin de burası olduğu kanaatindeyim. Çünkü bu durum üzerinden içinde yaşadığımız ülkeye dair birtakım çıkarsamalar yapabilme olanağına haiz olabileceğimizi düşünenlerdenim.

İlber ortaylı'nın Fatih Camii'ndeki cenazesi

Öncelikle İlber Ortaylı’nın ölümü sonrasında farklı ideolojik perspektiflere sahip olanların düşüncelerini birtakım sosyal medya platformlarında belirtmelerinin yanı sıra çeşitli yerlerde yazılarla kendi niyetlerini dışa vurma yoluna gittiklerine şahitlik ettik. Burada dikkat çekici olan husus ise muhafazakarından komünistine, liberalinden etnik milliyetçi yaklaşımları savunanlara kadar farklı yelpazelerden gelenlerin bir noktada buluşuyor olmalarıydı. Tıpkı bundan önce birçok kişinin karşı karşıya kaldığı eleştiriler gibi İlber Ortaylı’nın da benzerlikler içeren eleştirilere uğradığını ve kişilerin kendi bakmakta oldukları yer üzerinden onun ortaya koyduklarını değerlendirme yoluna gittiklerini görmüş olduk. Kimi bunu dinsel anlayış üzerinden yürütmek suretiyle sonuca varma yolunu tercih ederken bir başka kesim olup bitenleri sosyalist ideoloji penceresinden analiz ederek bu çerçevenin dışında kalan Ortaylı’ya sallama yolunu seçiyordu. Velhasıl kelam kendi zihinsel tahayyüllerimiz üzerinden İlber Ortaylı’nın yaptıklarını temize çekme gibi bir garabet ile karşı karşıya bırakıldığımızı ve bu durumun belli bir noktadan sonra çığırından çıkan bir karalama kampanyasına dönüştüğünü de eklemeliyiz.

‘Ölünün arkasından kötü konuşulmaz’ anlayışı ölen kişi hakkında hiçbir şey söylememek değildir ancak size yanıt veremeyecek kişiye olan hırslarınızı orta yere dökme anlamına da gelmeyen bir anlayıştır. Yıllar içerisinde yazdıklarından çok daha fazlasını konuşmaları sonrasında etkiler yaratan bir isimden söz ediyoruz. Daha fazla yazmalı ve daha az konuşmalıydı diyenlerin ellinin üzerinde kitabın yazarı/yazarlarından birisi olduğunu bir kez daha hatırlatmak gerekiyor sanırım. Öte yandan son on beş yıl içerisinde önce Tarihin Arka Odası programıyla ardından Fatih Altaylı’nın hazırladığı YouTube programlarında Prof.Dr. Celal Şengör ile katılımlarıyla büyük takdir topladığını ve ülke insanının tarihsel konulara ilişkin başucu kaynağı olarak gördüğü isim olduğunu da eklemeliyiz. Ortaylı, değişen zamanın ruhunu çok iyi okumayı bilen ve bu doğrultuda konuşmalar üzerinden kitleler ile buluşmak suretiyle tarihin bu topraklarda yeniden karşılık görmesine büyük katkılar sunan bir kişilikti. Burada üslubuyla, tarzıyla veyahut gündeme getirmiş oldukları kadar getirmediklerine dönük olarak da eleştiriler söz konusu yapılabilirdi ancak yine de bütün bunların olması gereken zaman diliminin hocanın yaşadığı dönemde gündeme getirilmesi daha uygun olabilirdi.

İlber Hoca hiç sönmeyen bir ateş gibi ortaya koyduklarıyla takdir topladığı gibi tepkileri de üzerine çekmeyi başarmış bir isimdi. Ancak işte tam bu noktada popüler kültürün kısa şöhretimsilerinin dünyası içerisinde şöhretinin basamaklarını adım adım daha da yukarılara taşımayı becerebilen bir şahsiyetti. Bu özelliği onun parlayıp sönenlerin aksine her geçen yıl biraz daha fazla kitleler ile kaynaşmasına ve biraz daha fazla içinde yaşadığı toplumda karşılık bulmasında etkili oldu. Ölümü sonrasında vaziyet alma telaşı içerisine girenler ise büyüyen şöhretin ve yarattığı etkinin büyüklüğü ile mücadele etme adına ölümün ardından konuşma kolaycılığını tercih ettiler. Bu noktada sevgili dostum Prof.Dr. Adem Sağır’ın yazdıklarını buraya aynen almayı seçiyorum çünkü ölüm sosyolojisinin kavramları üzerinden olup bitenleri net bir biçimde ortaya koymuş oluyor.

"Bir değerin, bir entelektüel devin ardından başlayan o 'aşağılama' yarışı; aslında yaşayanların, ölenin büyüklüğü karşısında duydukları ezikliği bir tür nekrofilik (ölü sevici) hazla telafi etme çabasıdır. Bataille’ın dünyasında bu, kutsal olanın kurban edilip parçalanması ve o cesetten (!) pay kapma ayinidir.

Bir devin sessizliği, cücelerin gürültüsünü başlatır derler. Bataille’ın o tekinsiz öykülerindeki karakterler gibi; bazıları yaşamın ışığında söyleyemediklerini, ölümün soğuk gölgesinde birer "hakikat" gibi kusmaya başlar. O nedenle ölümün arkasından isteyen istediği şeyleri rahatlıkla söyler:

Lanetli Payın Paylaşımı: İlber Ortaylı gibi bir figürün (ya da temsil ettiği o muazzam birikimin) ardından yapılan aşağılamalar, aslında bir tür kurban etme ayinidir. O büyük payı hazmedemeyenler, onu parçalayarak, küçülterek kendi seviyelerine çekmeye çalışırlar. Gömüldüğü Yere Kadar Takip: Bu, sadece bir eleştiri değil; mezarın içine kadar uzanan, o "ölü sevici" merakın ve hıncın dışavurumudur. Bataille'ın Korkunç Tipleri: Tıpkı Gözün Öyküsü'ndeki o sınır tanımaz karakterler gibi, bu tartışmacılar da kutsal olanı kirleterek bir tür "pislikten doğan haz" (erotizm ve ölümün birleşimi) peşindeler.

Bir değeri aşağılayarak öldürmeye çalışmak, aslında kendi içindeki o 'hiçliği' bir başkasının büyüklüğüyle doyurma çabasıdır. Bu bir tartışma değil; entelektüel bir nekrofilidir.

Bir ölüm sosyoloğu olarak bunu derinden hissederek yazdım. Gerçek bazen kanatarak acıtır…"

Ölenleri de tıpkı yaşayanları olduğu gibi rahat bırakmamaya adeta yemin etmiş bir anlayışla hareket etmeyi sürdürüyoruz. Kişilerin seçimlerini, söylediklerini veyahut yaptıklarını yine kendi terazimiz üzerinden tartmak suretiyle yargı dağıtıyor ve kişilerin aslında öyle söylendiği kadar iyi bir tarihçi, mühendis, hukukçu, doktor, öğretmen, ekonomist vb. olmadığını haykırmak suretiyle noktayı koyuyoruz. Peki ya koyduğumuz o noktanın çok ötesinde yaşamış ve hayatı boyunca sizlerin o söylediklerinin hiçbirisine uymayan bir kişiden söz ediyorsak, işte o zaman ne olacak!

İlber Ortaylı hocamızı bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum. Evlatlarına kendisinden başka hiçbir şeyle uğraşma imkanını vermeyen bu ülkenin insanı olarak yazdıklarıyla, söyledikleriyle ve yaptıklarıyla derin izler bırakarak bu dünyadan göçtüğünü ayrıca dirisiyle olduğu kadar ölüsüyle de etki yaratmayı sürdürdüğünü belirtmeliyim. Kederli ailesine ve tüm sevenlerine bir kez daha sabırlar diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Mübarek Ramazan bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum.  


© T24