Altyapılardaki bir derbi karşılaşmasının düşündürdükleri
Diğer
10 Şubat 2026
Bu yazının şekillenmesinde spor bilimleri camiasının duayen isimlerinden olan sevgili hocam Ümit Kesim ile yapmış olduğumuz konuşmaların etkisinin olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Hocamızın gönderdiği WhatsApp mesajı sayesinde Ocak ayının sonunda oynanan karşılaşmada olup bitenlerden haberdar oldum ve daha sonra da kendisiyle telefonda yaşananlara ilişkin olarak neler yapılabileceğini konuşurken yazma fikri daha ağır bastı. Öncelikle ülke futbolunun iki güzide ekibinin U 17 takımlarındaki gençlerin müsabakasında yaşanan olaylardan söz ettiğimizi belirtmeliyim. Bir başka ifadeyle profesyonel takım oyuncularının birbirleri ile oynadıkları müsabakada olup bitenlerden bahsetmiyoruz! Daha yolun başındaki gençlerin birbirlerine karşı bu kadar acımasızca davranmaları ve hayasızca küfürler savurmak suretiyle ortalığı birbirine katmaları, durumun göründüğünden çok daha sıkıntı verici olduğunu ortaya koymaktadır.
Ülkemizdeki ezeli rekabetin özellikle sosyal medya mecralarının genişlemesi sonrasında gelmiş olduğu düzeyin, geçmişteki günlerle kıyaslanmayacak bir seviyede olduğu gerçeği ile başlamak durumundayız. Bir başka ifadeyle ezeli rakiplerin taraftarlarının birlikte maç seyretme ve herkesin birbirine karşı saygıda kusur etmediği günlerin çok ama çok gerilerde kaldığını unutmamak durumundayız. Çünkü hem ülke değişti hem de ülke nüfusu değişip dönüştü. Eski geleneklerin ve değerlerin bir arada tuttuğu sportif ortam ile karşı karşıya olmadığımız gibi o güzel insanlarda artık yoklar. Bunun ne anlama geldiğini belki de en çok içinde bulunduğumuz dönemde medyadaki yazarlarda hissediyoruz. Bir zamanlar hangi takımı tuttukları konusunda en ufak bir kuşkumuz olmamasına rağmen kimsenin tarafgirlikle suçlayamayacağı yazarlarımız vardı. Bu isimler birer kanaat önderi olarak her kesimden takdir görürler ve söyledikleri karşısında hangi takımın taraftarı olursa olsun, bir kabul söz konusu olurdu. Rahmetli İslam Çupi’nin, Metin Oktay’ın, Vedat Okyar’ın, Can Bartu’nun yazdıkları karşısında hiç kimse sen şu takımdansın bu yüzden de diğerlerini yazamazsın diyemezdi. Adım adım bugünlere geldik ve elimizde artık ezeli rekabet ebedi dostluk denilen bir kandırmacadan başka bir şey yok!
Sırasıyla yola devam edelim ilk sırada değişen nüfus dinamikleri ile devasa hale dönüşen büyükşehirler var ve bu durum değerlerin erozyona uğraması ile ortak bir yaşam alanı inşa edebilme şansımızı sekteye uğrattı. İkinci olarak spor alanında yaşanan büyük ekonomik dönüşüm süreci ile kazanma kültürü her şeyin ve her türlü anlayışın önüne geçirildi. Artık şerefli mağlubiyetler dönemi veyahut namağlup ikinciliklerin herhangi bir getirisi bulunmuyor! ‘Vur kır parçala bu maçı kazan’ anlayışı bugün bütün takımlar için geçerli. Saygı görmeyi arzu eden ancak saygı göstermemeye adeta yemin etmiş bir kitle var artık. Çok kolayca kavga edebilen ve kavga ederek haklı olduğunu zannedenleri destekleyen bir anlayış dolaşımda. Bir başka ifadeyle vasatların iktidarında aklı başında olanların sesleri daha fazla kısılmaya başlar ve kanaat önderi olarak nitelendirilebilecek olan isimler gittikçe kaybolurlar. Üçüncü önemli husus kulüplerimiz ekonomik ve teknolojik açılardan büyük bir dönüşüm sürecinin içerisine girerken ne yazık ki kurum kültürlerinin temelini oluşturan geçmişle kurmuş oldukları bağları ve bu bağların içerisinde yer alan rekabet düşüncesinin etkilerini kaybettiler. Bu durum kazanma kültürü ile hemhal olan bir anlayış sonrasında benliklerimizin önemli bir hususunu oluşturan öteki imgesinin yok edilmesi düşüncesini hızlandırdı. Ezeli rakiplerin düşmanlaştırıldığı ve bunun sosyal medya üzerinden hızlandırıldığı bir sürecin önü ardına kadar açıldı. Dikkat edin bu iki takımın birbirleri ile olan anlaşılmaz düşmanlıkları nedeniyle her transfer döneminde aracıları zengin ediyorlar.
Dördüncü önemli nokta hiç kuşkusuz yöneticilerin de bu yeni duruma uygun olarak aklı selim yerine taraftar psikolojisi ile olan bitene yaklaşmaları ve bu doğrultuda hareket etmeleridir. Taraftarlar artık masada da yumruğunu vuran ve istediğini söke söke almasını bilen başkanları, yöneticileri iş başında istiyorlar. Takımları aleyhine kararlar mı veriliyor hemen o kararları alan hakemlerin düdüklerinin asılması gündeme getiriliyor. Yöneticilerin profilleri de tıpkı taraftarların profilleri gibi değiştiği oranda bu durum başta alt yapılar olmak üzere bütün kulüp sporcularına ve o camiaya gönül vermekte olan bütün taraftarlara da sirayet etmeye başlıyor. Bir başka ifadeyle artık gençlerimize örnek olacak kulüp başkanlarımız ve yöneticilerimiz de maalesef yoklar!
Beşinci husus ise başta alt yapılardan başlayarak bu çocukların, gençlerin fair play denilen kavram doğrultusunda yetiştirilmesini sağlayacak olan antrenörlerin ve yardımcı personelin de yaşanan gelişmeler karşısında çaresiz bir şekilde olup biteni istemeye istemeye kabullenmiş olmalarıdır. Bazıları hala Don Kişotluk yapmayı sürdürmekle birlikte değişen koşullar altında hayatta kalabilme adına ne yazık ki ilkeler feda edilmiştir. Türkiye’de fair play kavramının yerleştirilmesi adına en fazla çaba gösteren kişilerden bir tanesi olan rahmetli dostum Cem Can’ın yazılarından oluşan kitaplarından bir tanesinin adı: Fair Play........© T24
