Stratejik ortaklık

Roosevelt-Churchill

1942 yılında II. Dünya Savaşı’nın civcivli günlerinde, bir gece İngiltere Başbakanı Winston, o denli sıkışık durumdadır ki ABD Başkanı Roosevelt’i uykusundan uyandırır ve yardımını ister. W. Churchill’in neredeyse yalvarmak denebilecek kadar titrek bir sesle konuştuğu görülmektedir. Alman orduları Londra’yı bombalamaktadır ve İngiltere kurtuluş için ABD desteğini talep eder. Churchill başlangıçta 50 adet destroyer ister, sonra sayı 45’e iner bunların bedelini, ABD’den aldıkları krediyle ödediklerini hatırlatır. Tüm bu yalvarmalara karşılık Roosevelt ABD’nin yakınlarda imzaladığı tarafsızlık anlaşmazlığından bahisle direnmektedir. Bu görüşmeler Birleşik Krallık-ABD arasındaki görüşmelerin anlatıldığı “en karanlık saat” (the darkest hour) adlı belgede mevcuttur.

En karanlık saate renk katan bir başka olay, W. Churchill’in ABD ziyaretinde Washington’da ağırlanırken beyaz sarayda yaşanmıştır. W. Churchill sabah banyosunu almış, purosunu yakmış dinlenmektedir. (Sırtında bornozu olup olmadığı bilinmemektedir.) Churchill’in kaldığı Roosevelt girer. Onun da kapıyı çalıp çalmadığı bilinmez. Roosevelt mahcup olur, özür diler. W.Churchill “Ne beis var sayın başkan, biz stratejik ortak değil miyiz, birbirimizden saklayacak neyimiz var” der.

Ursula von der Leyen: Niyet ve beyan

Buradan geçmek istediğim konu çok taze, AB Komisyon Başkanı Ursula Von Der Leyen, iki hafta önceki Ankara ziyaretinde yaptığı konuşmada Türkiye’ye şöyle değiniyor:

“Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz."

Bir AB ülkesi diplomatına göre "genişleme” sürecine ilişkin tartışmalarda bu üç ülkenin adının birlikte anılması bir ilk değil.

Bir kaç konuyu birlikte düşünmeliyiz; Ursula von der Leyen AB’de icranın değil, yasamanın başkanı. Ama elbette bir siyasal tercihi, eğilimi yansıtıyor. Söylediği söz Türkiye’yi dışlıyor mu, hayır, bilakis dikkat edelim ‘Türkiye dışlanmasın’ diyor. İçeri alınmanın kapısını aralıyor mu, ona da hayır, zaten evet olsa, ticaret anlaşması, Gümrük Birliği’nin yenilenmesi görüşmelerinde ilerleme olurdu. Yani ‘iki arada bir derede’ denir ya, yine öyle bir durum var.

Bu konuda neden ilerleme yok? Çünkü ikili ticaret anlaşmasından sonraki çember gümrük birliği ve biz iyi kötü, zaten oradayız.

Yazıya stratejik ortaklıkla başladım, oraya dönelim. AB ile böyle bir ayrıcalıklı ilişkimiz var mı? Bana göre yok. Olsaydı, Yunan Dışişleri Bakanı daha yakınlarda, Türkiye’nin AB toprağını (Kıbrıs) işgal ediyor demezdi, diyemezdi.

Dış politika: Briç oynamayı bilmek

Ah........

© T24