Büyük pazarlık

Diğer

14 Ocak 2026

Donald Trump’ın Venezuela Cumhurbaşkanı’nı kaçırıp New York’a getirmesinin şaşkınlığını atamadan, ABD’nin Grönland talepleri zihinleri karıştırdı. Güçlü istihbarat sahibi olan Charlie Rose ve Washington Post yazarı D. Ignatius’un ifadelerine göre D. Trump, 23 Aralık günü Maduro’ya Türkiye’ye iltica etme teklifini yapmıştı.

Grönland bir NATO ülkesi ve ABD de Danimarka’da NATO’nun kurucu üyesi.

NATO, 1949’da başta ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer “Batı” ülkeleri tarafından kuruldu. II. Dünya Savaşı’nı başlatan Nazi Almanyası’ydı. Savaş 1945’te bitti.

4-11 Şubat 1945 tarihleri arasında Kırım Yarımadası’nın Yalta şehrinde, İngiltere Başbakanı W. Churchill, SSCB Başkanı J. Stalin ve ABD Başkanı F. D. Roosevelt, milyonlarca insanın hayatını yitirmesiyle sona eren dünya savaşının tekrarlanmaması için F. D. Roosevelt’in önerisi, J. Stalin’in davetiyle bir araya geldiler ve kısaca söylemek gerekirse dünyayı paylaştılar.

Batı ülkeleri grubu, 1944’te uluslararası ticarette doların hükümranlığını tescil etmek için Dünya Bankası-IMF sisteminin omurgası olan Bretton Woods Sözleşmesi’ni, 1961 yılında “batılı hükümetler arası iş birliği”ni sağlamak üzere OECD teşkilatını kurdular. Tahterevallinin öteki yanında ise SSCB’nin önderliğinde ve sosyalist-komünist ülkeler arasında iş birliği mekanizması olan COMECON örgütü vardı.

Böylece iki karşıt ekonomik sistem doğdu. Nitekim 1950’den beri başta ABD olmak üzere tüm dünyanın temel sorunu, kapitalist ülkelerle komünist ülkelerin çatışması olmuştur. Nereye bakarsak bakalım, Kore’de, Vietnam’da, ülkelerin iç iktidar mücadelesinde bunu görürüz.

Kendi ülkemizde 1923’te Cumhuriyet’i ilan ettikten sonra Atatürk, emsalsiz öngörüsüyle ve dirayetiyle diktatör J. Stalin’i dahi yola getirmiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra gelen hükümetler, komünizm korkusuyla Batı’nın etkisinden kurtulamamıştır. Ülke, bağımsız bir iktisat politikası izlemek yerine komünizm endişesiyle Marshall yardımıyla başlayıp ABD’de üretilen politikaların türevlerine alet olmuştur.

Bugün yaşadığımız olaylar, önce AB’nin Orta ve Doğu Avrupa’yı, ardından Baltık ülkelerini içine almasıyla başlayıp bugün Trump’ın, AB’nin Avrupa’nın savunmasının külfetini üstlenmekten kaçındığı gerekçesiyle ve Çin-Rusya tehdidini ileri sürüp Grönland’ı ele geçirme kararıyla, yıllar önce başlatılan kapitalizm ve artık kalmamış olan komünizm kavgasının devamından başka bir şey değildir. Yine Ignatius ve Rose’un ifadeleriyle Trump, mülk sahibi olmak tutkusundan vazgeçemiyor.

Dünyanın liderlikten yoksun kalmış olması yanlış veya eksik bir teşhis değildir. AB coğrafyasında “sağın” liderliği ele geçirmesi, demokrasi ve insan hakları bakımından kaygılanılmayacak bir olay değildir. Ama bu temel sorunların tahlil edilmesi ve yeni politikalar üretilmesi, hedefler tanımlanması için nedenlerinin Trump’ın yarattığı, J. D. Evans gibi oyuncuların sahneye çıktığı ve küresel diplomatik ilişkilerin “mahalle çocuklarının kavgasına” dönüştüğü bir analize dönüşmüştür. Artık hemen hiçbir ülkede eski “rekolte siyaset-hukuk-bilim adamı” yetişmemektedir.

Bunun için Başkan Yardımcısı J. D. Evans’ın Oval Ofis’te Ukrayna’nın, yani egemen bir ülkenin başkanı olan Zelenski’yi nasıl aşağıladığını hatırlamamız yeterlidir. Bugün dünya siyasetinde hepimizi endişeye sevk eden III. Dünya Savaşı ihtimalini artan ciddiyetle gündeme getirenler, başta Trump olmak üzere bu mahalle çocuklarının ilkel tahlilleridir.

Tüm dünya çok bulutlu bir durumdadır. Geçen yüzyılın ortalarında sol-sağ çekişmesiyle yoğunlaşan kavgalar, bugün ABD’de “wokizm”-liberalizm çatışmasına dönüşmüştür. ABD’nin gözünde wokizm, Avrupa’yı istila etmektedir. Dünkü solun yerini wokizm, oradan da Avrupa’nın radikal sağı almıştır. Bugün NATO’nun, “Batı” dünyasının karşısında komünist değerleri hayli aşınmış Çin, Rusya ve Kuzey Kore vardır. Amerika’nın sözde muhafazakârları için iklim demek “wokizm” demektir; sosyal demokrasi demek artık sadece tarih kitaplarında kalan komünizm demektir. Bu mu tehlikeli, yoksa insanlık değerlerinin yıpratılması mı? Ki ABD’de MAGA kültürü bunu yapıyor.

Oysa dünyada çok ciddi sorunlar var ve bu lider kadroları, başta Trump ve diğer “muhafazakârlar”, bunları tanımayı reddediyor. Nedir bu sorunlar? Afrika’da siyasal kavgalar; Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da önceki yıllarda İngiltere’nin, Almanya ve Fransa’nın, bir ölçüde İtalya’nın kışkırttığı kavgalar; susuzluk, açlık. Başta Avrupa’nın tümüyle Afrika’nın karşı karşıya olduğu kuraklık. Yıllardır iklim sorunu olarak gündeme getirilen bu konu, başta petrol şirketleri ve kömür madeni sahipleri olan seçmenlerinin baskısıyla Trump tarafından ısrarla reddediliyor.

Aynı Trump, Gazze’yi yeni Doğu Akdeniz Rivierası’na döndürmek fantezisiyle kendi has seçmenlerine önemli bir havuç uzattı. Bunu yaparken ve Grönland’a el uzatırken, teknolojiyi dünyanın kalan tek ve en büyük buz alanı olan bu ülkeyi de kuraklık sürecinin içine atacak. Ama böyle kaygılar bu kitlelerin umurunda değil.

Böyle bir geleceği, felaket senaryosunu önlemenin yolu tanıyı doğru koymaktır. Bu yazıyla yapmak istediğim, artık önümüzdekinin yıllardır süregelen ve hepimizi tutsak alan “Batı-Doğu” çekişmesi değil; artık olmayan komünizm korkutmasıyla, kolay kandırılan sağ unsurları göç tehdidiyle bir araya toplayan kolaycı akımlara doğruları anlatmaktır. Göçleri önlemenin yolu tecrit kampları düzenlemek değil, evini, yurdunu terk etmek zorunda bırakılanlara........

© T24