Oryantalizm ve İslamofobik Yapay Zekâ

Edward Said’in oryantalizm çalışmalarında ortaya koyduğu temel iddia, Doğu’nun kendisini ifade eden bir özne olmaktan çıkartılıp Batı tarafından temsil edilen ve anlamlandırılan bir nesneye dönüştürülmüş olmasıdır. Bu temsil ilişkisi yalnızca akademik metinlerde değil, edebiyattan siyasete, medyadan gündelik dile kadar uzanan geniş bir alanda yeniden üretilmişve zamanla bir kültürel hegemonya oluşturulmuştur. Dahası, bu hegemonya öylesine güçlüdür ki, Doğu’ya dair bilgi üretimi çoğu zaman bu çerçevenin dışına çıkamamakta, çıksa bile ana akım içinde kendine yer bulmakta zorlanmaktadır.

Oryantalist hegemonya teknolojik gelişmelerle kendisini sürekli tahkim etmektedir. Büyük kitlelerin yaygın bir şekilde kullandıkları dijital platformlarda bu hegemonyanın izleri açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle üretken yapay zekâ alanında büyük dil modellerinin (LLM) kısa sürede tüm dünyada büyük kitleler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmasıyla oryantalist retorik faz değiştirerek çok daha güçlü hale gelmektedir. Dolayısıyla, bugün üretken yapay zekâ teknolojileriyle birlikte bu temsil rejiminin yeni bir evreye geçtiği görülmektedir.

Yapay zekâ, geçmişte üretilmiş bilgi birikimini öğrenme verisi (hafıza) olarak kullanmakta ve bu veriler üzerinden yeni içerikler üretmektedir. Ancak bu hafıza doğal olarak tarafsız bir birikim değildir, aksine toplumlarda yerleşik güç ilişkilerinin ve önyargıların yansımasıdır. Bu nedenle de yapay zekâ, yeni bir dil kurmaktan ziyade, mevcut dili ve onun içinde gömülühiyerarşileri yeniden üretmektedir. Bu durum, oryantalizmin yalnızca geçmişe ait bir söylem olmadığını, dijital çağda daha görünmez ama daha etkili ve güçlü bir biçimde varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.

Yapay zekânın oryantalist temsil biçimlerini yeniden üretmesi yalnızca metin düzeyinde değil, görsel ve kavramsal düzeyde de kendini göstermektedir. Daha önceki yazılarımızda davurguladığımız gibi, metinden görsele dönüştürücü modellerin Güney Asya’yı homojenleştiren, egzotikleştiren ve çoğu zaman yoksullukla özdeşleştiren temsilleri, bu durumun somut bir örneğidir. Bu temsiller, gerçeği yansıtmaktan ziyade, Batı merkezli bir bakış açısının veri setlerine yerleştirdiklerini yeniden dolaşıma sokmaktadır. Aynı şekilde, Müslümanların özelikle terör, korku ve güvenlik bağlamları üzerinden temsil edilmesi de aynı üslubu yansıtmaktadır.

Bu noktada ortaya çıkan en kritik mesele, yapay zekânın bu temsilleri doğal ve tarafsız bilgi olarak sunabilme kapasitesidir. Bir başka deyişle, yapay zekâ tarafından üretilen içerikler, algoritmik bir süreçten geçtiği için daha tarafsız ve........

© SuperHaber