We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Selçukluların Devlet Anlayışına Tarihsel Bir Bakış Açısı

8 0 0
27.02.2021

Stratejik Ortak Stratejik Ortak - Uluslararası İlişkiler ve Çatışma Bölgeleri

Selçuklular sadece Türk tarihi içerisinde önemli bir yer edinmiş değildir. Orta Doğu tarihi, İslam tarihi, Avrupa tarihi ve hatta dünya tarihinde önemli bir yer edinmiş olan Selçuklular, içerisinde bulundukları söz konusu coğrafyada hegemon güç olmayı basarmışlardır. Yayılış sahası olarak Harezm bölgesinden Maveraünnehir, oradan da Horasan’a uzayan Selçuklular, Antik Pers, Med, ve Sasani İmparatorluklarının hakimiyet alanlarına yerleşmiş ve Türk-İran kültürü içerisinde dünyanın en güçlü devletini kurmuşlar, Malazgirt zaferinin ardından Doğu Roma İmparatorluğu’nu savunma pozisyonuna sevk edip Küçük Asya denilen Antik Roma miras topraklarını tamamen ele geçirip Türkleştirme ve İslamlaştırma faaliyetlerini en yüksek tempoda gerçekleştirip, Katolik Avrupa kıtasındaki dengeleri kökten tetikleyip Haçlı Seferlerine sebebiyet vermişler ve üstelik Hicaz ve Kudüs kutsal topraklarını ele geçirip Sünni İslam dünyasının hamisi durumuna gelmişlerdir. Osmanlı’ya nazaran daha erken bir tarihte sahneye çıkan Selçuklular, donemin en büyük devletini kurarak cihan hakimiyeti mefkuresine öncülük etmiştir. Selçuklulardan önce de Türk İslam geleneği doğrultusunda devlet kurup baskın güç olmayı başaran Gazneliler, Samaniler ve Karahanlılar gibi devletler, Selçuklulara göre tek evreli ve tek yönlü kalmışlar ve bölgenin baskın gücünün üstünde bir statüye erişememişlerdir. Fakat ilk defa Selçuklularla birlikte Orta Asya, Orta Doğu, Kafkasya ve Anadolu dinamikleri doğrudan, Avrupa, Kuzey Afrika ve Hindistan dinamikleri ise dolaylı olarak etkilenmiş ve Selçuklular hegemon güç algısını da aşıp küresel güç olarak tarih sahnesine giriş yapmıştır. Çok hızlı bir şekilde tarih sahnesine giren Selçuklular, askeri başarıları ile kurmuş oldukları siyasi hakimiyetlerini idari anlamda muhafaza etmeye ve geliştirmeye çalışmışlar, zaman zaman başarılı olsalar da eninde sonunda sağlam ve sürdürülebilir bir sistem oluşturamamışlardır. Bu yazımızda bunun ana nedenlerini tartışmadan önce Selçukluların kuruluş kodlarına girip, hangi gelenekten geldiklerini ve geçiş süreci içerisinde bu geleneklerini nasıl sürdürdüklerini masaya yatırıp, daha sonra Selçukluların devlet anlayışlarını inceleyeceğiz. Kronolojik bir yöntem kullanıp Selçuklu devletinin kurulusuyla başlayarak devlet alayişinin kuruluş dönemindeki temellerine değineceğiz.

(Not: Bu yazı Selçuk Bey’in bağımsızlık fikrinkinden başlayıp ölümden sonra Musa, Tuğrul ve Çağrı’nın bağımsızlık mücadeleleriyle devam edecektir. Yazının sonunda ise Büyük Selçuklu Devleti’nin nasıl kurulduğunu ve bunların ışığında hangi hakimiyet ve devlet anlayışı yönetilmeye başlandığını tartışacağız. Bu yazının ikinci bölümü, bu söz konusu birinci yazının kaldığı yerden devam edecektir ki, bu da ikinci yazının bu yazının yayımlanmasından sonra gelmesi demektir)

Erken Selçukluların Bağımsızlık Fikirleri

Oğuz Yabgu Devleti’nde başkomutan olan ve Oğuz Yabgusu ile taht mücadelesine girişmesinden sonra yenileceğini anlayan Selçuk Bey, Oğuz Yabgu Devleti’nden kopup, Yenikent’i terk ederek kendi aşireti ile Cend bölgesine göç etmiştir. Cend şehri o dönemlerde Oğuz Yabgu Devleti’ne vergi ödeyen bir şehirdi. Dolaysıyla Cend şehrinin Müslümanlar tarafından yöneltildiğini fakat Müslüman olmayan Oğuz Yabgu Devleti’ne bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Selçuk maiyeti ile birlikte Cend şehrine vardığı zaman, orada tutunmak ve bölge sakinleri ile barış arasında yasamak için Müslümanlığa geçtiğini söyleyebiliriz. Fakat Selçuk önderliğindeki Oğuzların Gök Tanrı inancından İslam’a geçiş yaptıkları hususunda soru işaretleri bulunmaktadır. Zira Selçuk’un oğullarının adlarına baktığımız zaman, bunların Musevilik motifleri taşıdığını söyleyebiliriz. Hazarların dokuzuncu yüzyılda Gök Tanrı dininden ayrılıp Museviliğe geçtiğini El-Mesûdî’den bilmekteyiz. Hazarlar arasında çok ünlü olduğunu bildiğimiz Selçuk’un babası ‘’Demir Yaylı’’ Dukak’ın da Musevi inancına sahip olması muhtemeldi. Zira Dukak’ın torunları olan Selçuk’un oğullarının adları bu tezi destekler niteliktedir. Bu adlar sırayla Mikail, Arslan Israil, Musa, Yusuf ve Yunus seklindedir. Gök Tanrı inancına sahip Türklerin çocuklarına böyle adlar vermediklerini ve Museviliğin Hazarlar arasında yaygın olduğunu birleştirdiğimiz zaman, Selçuk’un da muhtemel olarak Musevi olduğunu, Cend’e göç ettikten sonra da maiyetiyle birlikte İslamiyet’e geçtiklerini söyleyebiliriz. Zira Gök Tanrı inancı ile Musevi inancını kıyasladığımızda, Museviliğin İslamiyet ile birlikte semavi bir din olduğunu ve İslamiyet’e daha yakın olduğu kesindir.

Oğuz Yagbu Devleti

Selçukluların Cend şehrinin Müslüman valisi ile ilişkileri iyi bir seviyedeydi. Selçuklu Oğuzlarının İslamiyet’e daha sıkı bağlanmaları için Selçuk’un Cend valisinden kendilerine fakihlerin göndermesini istemiştir. Selçuk Bey, Oğuz Yabgusunun vergi toplamak için Cend şehrine elçiler yolladığı sırada İbnü’l-Esîr’in aktardığına göre Selçuk elçiye: ‘’Biz Müslümanlar gayrimüslimlere vergi vermeyeceğiz’’ demiştir. Selçuk’un bu yaklaşımı esasında kendilerinin Cend valisi ve ahalisi ile birlikte Oğuz Yabgusuna fiilen bağlı olmadıklarını, bağımsız bir devlet olarak hareket etmek istediklerini görmekteyiz. Bu olayı bir başkaldırış olarak yorumlayan Oğuz Yabgusu Cend üzerine ordu göndermiş ve bu savaşta Selçuk’un oğlu Mikail hayatını kaybetmiştir. Mikail’in oğulları Çağrı ve Tuğrul ise dedelerinin himayesine girmiştir. Selçuk Cend şehrinde kalırken oğullarından Arslan Israil Samanilerin başkenti Buhara civarındaki Nur kasabasına yerleşmiştir. Bu tarihi bilgiye baktığımızda Selçuklu Oğuzlarının hala göçebe olduklarını ve Selçuklu aile fertlerinin de kendilerine has birliklerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Arslan Israil 985 yılında Samani Emiri II. Nuh tarafından başkent Buhara yakınlarına obası ile birlikte yerleştirilmiştir. 999 yılında Karahanlılar tarafından yıkılan Samaniler’in son emiri II. İsmail, Karahanlilar tarafından esir edilmiştir. Karahanlıların elinden kaçarak 1003 yılında Karahanlılara karşı destek bulmak için Cend şehrine giden Samani Emiri II. İsmail, Selçuklu Oğuzlarından yârdim istemiştir. Selçuk, Samani Emiri’nin destek isteğini kabul etti ve kızını Samani Emiri II. İsmail’e vererek Samani Emiri’nin kayınbabası olarak Karahanlılara karşı savaşa girmiştir. Selçuklu Oğuzları bu dönemlerde Oğuz Yabgu Devleti’ne bağlı olmadıklarına ve resmi anlamda taninmiş bağımsız bir devlet olmadıklarına göre, Samanilerin Emiri II. İsmail’i metbû saymışlar ve onun hizmetine girmişlerdir. Fakat Samani Emiri II. İsmail’in memleketi Karahanlılarca istilaya uğradığından, Samani Emiri memleketini Karahanlıların elinden kurtarmak için bir başkaldırısı başlatmıştır. Bu bilgiye baktığımızda ortada fiili bir Samani kuvveti görürüz, fakat resmiyette bu devletin Karahanlılar tarafından yok edildiği malumdur. Su halde Selçuklu Oğuzları ile müsavi, yani eşit bir derecede ittifak kurduğu anlaşılan Samani Emiri’nin memleketini tekrar kurtarmaya gayret ettiğini, Selçuk önderliğindeki Selçukluların da Cend şehrinde fiilen ve kısmen bağımsız bir aktör olarak hareket ettiğini gözlemleyebilmekteyiz. Selçuk’un oğlu Arslan Israil kendine bağlı Oğuz Türkmen atlılarıyla birlikte Samani Emiri II. İsmail’in zorlukla ve büyük bir gayretle topladığı orduya katılarak Karahanlıların üzerine yürümüştür ve Semerkant civarlarında Karahanlı komutanı Subaşı Tegin’in ordusu mağlup edilmiştir. Karahanlı hükümdarı bu yenilgiyi duyar duymaz kendi ordusu ile Semerkant’a gelmiştir. Fakat Selçuklu Oğuzları bir gece baskını ile bu orduyu da dağıtmış, on sekiz Karahanlı komutanını esir almış ve Karahanlı karargâhını yağmalayarak çoğu ağırlık ve teçhizatı ele geçirmişlerdir. 1004 senesinde Samaniler başka bir Karahanlı ordusunu Selçuklu Oğuzlarının yardımıyla yine bozguna uğratmıştır. Samani Emiri II. İsmail’in Selçuklu Oğuzlarından destek istemesi için Buhara’dan kalkıp Cend’e kadar gitmesi, Selçuklu Oğuzlarının henüz bağımsız bir aktör olmamalarına rağmen bölgedeki prestijlerinin ne kadar yüksek olduğunu, bu yüksek prestijlerini de şüphesiz askeri hüner ve başarılarına borçlu olduklarına bağlayabiliriz. Selçuklu Oğuzları henüz bağımsız bir aktör olarak varlıklarını sağlamlaştırmadan önce aşiretin merkezi Selçuk’un yönetiminde Cend civarında, Selçuk’un oğlu Arslan Israil ise obasıyla birlikte Buhara civarında bulunmaktaydı. Konar göçer hayat anlayışına sahip Selçuklu Oğuzları, Cend’e göç etmeden önce de bozkır hayat şartlarında yasadıklarını ve Cend’e göç edip İslamiyet’e geçtikten sonra yerleşik hayata geçmediklerini, göçebe hayatlarına devam ettiklerini görmekteyiz.

Bir Türk Okçusunun Savaş Sırasında Olan Durumunun Resmedilmesi

Selçuk’un Ölümünden Sonra Güç Dinamiklerinin Değişmesi

Selçuk Bey 1007 yılında öldükten sonra Arslan Israil aşiretin başına ‘’Yabgu’’ unvanı ile geçmiştir ve bundan sonra Arslan Yabgu olarak anılmıştır. Arslan Israil’in Yabgu unvanını kullanması, Selçuklu Oğuzlarının Oğuz geleneğinden kopmadıklarını ve İslam yörelerinde bu geleneği sürdürdüklerinin bir göstergesidir. Arslan Yabgu’nun kendisine bağlı 4000 atlısı bulunmaktaydı. Bunun dışında Selçuk’un diğer oğulları Yusuf ve Musa ile birlikte Selçuk’un torunları Mikail oğlu Cari ve Tuğrul’un da kendilerine bağlı Türkmen atlıları bulunmaktaydı. Selçuklu aile fertlerinin kendilerine ait ordularının bulunması, tüm aile fertlerinin aşiretin reisine bağlı olduklarının dışında kendilerine ait bir oba ve orduya sahip olduklarını göstermektedir. Bu husus şüphesiz merkezi bir yönteminden yoksun olan erken Selçukluların Cend’e goc etmeden önceki geleneklerini sürdürdüklerini göstermektedir. Arslan Yabgu’nun Selçuklu aşiretinin lideri olmasından sonra 1020 yıllarında Selçuklu Oğuzlarının büyük bir kısmı Cend şehrini terk ederek Buhara civarına yerleşmiştir. Karahanlıların eline gecen Buhara büyük çalkantılar içerisindeydi ve Selçuklu Oğuzları kendilerini Karahanlı iç savasının ortasında bulmuştur. Arslan Yabgu bu iç savaşta Karahanlı hükümdarına karşı ayaklanan Kağan’ın kardeşlerinin yanında saf tutmuştur. Kendisine karşı ayaklanan kardeşlerinin isyanlarını bastırmak için Gazneli Mahmut ile ittifak kuran Karahanlı Yusuf Kadir Han, bu iç savaşı yenmiştir. Arslan Yabgu, Gazneli Mahmut tarafından esir alınmış ve Hindistan’da bulunan Kalıncar kalesinde esaret altında iken hayatını kaybetmiştir. Arslan Yabgu’nun bu trajik ve skandal olumu Selçuklu Oğuzlarında bir bozulma meydana getirmiştir.

Gazneliler

Selçuk’un diğer oğlu Musa, Arslan Israil gibi, Yabgu unvanını kullanarak Selçuklu aşiretinin başına geçmiştir. Fakat yaşlı olmasından kaynaklıdır ki, aşiret islerinde pasif kalmıştır. Bunun için Selçuk’un oğlu Mikail’in oğulları Çağrı ve Tuğrul, Selçuklu aşiretini fiilen yönetmeye başlamışlardır. Oğuz Selçuklularının büyük bir kısmi Tuğrul ve Çağrı etrafında toplanmaya başlamıştır. Kuzeyde Oğuz Yabgularının, doğuda Karahanlılarının, güneyde de Gaznelilerin baskılarının arasında sıkışıp kalan Oğuz Selçukluları göç edecek yeni yurt aramaya başlamıştır. Zira Cend-Buhara hattında kaldıkları müddetçe yukarıda saymış olduğumuz 3 büyük devlet tarafından yok edilme tehlikeleri yüksekti. Musa Yabgu ve Tuğrul, Oğuz Selçuklularının büyük bir kısmıyla çöllere sığınmıştır. Çağrı ise, amcası Musa Yabgu ve abisi Tuğrul’dan izin alarak, kendisine ait 3 bin Türkmen atlıyla batıya doğru göç etmiştir. Esasında ideal bir yurt aramaya çıkan Çağrı, Hazar Denizi’nin güneyinden Kafkaslar ve Anadolu’ya vararak buralarda keşif hareketlerinde bulunmuştur. 3 yıl suren bu keşif seferi esnasında Kafkaslar ve Doğu Anadolu’da bulunan tüm Ermeni Prensliklerini darmadağın eden Çağrı Bey, Kafkaslar ve Anadolu’da kendilerine karşı güçlü bir rakibin bulunmadığını anladı ve yüksek miktarda esir ve ganimet sayısı ile abisi Tuğrul ve amcası Musa Yabgu’nun yanına geri dönmüştür. Çağrı bu keşif seferinde önüne çıkan tüm Ermeni ordularını teker teker hezimete uğratmıştır. Urfalı Mateos Ermeniler’in Türker’i ilk gördükleri andaki sakinliklerini söyle aktarmaktadır: ‘’’Bu zamana kadar bu cins Türk atlı askeri görülmemişti. Ermeni askerleri onlarla karşılaşınca onların acayip şekilli, yaylı ve kadın gibi uzun saclı olduklarını gördüler’’. Çağrı, amcası Musa Yabgu ve abisi Tuğrul’un yanına vardığında onlara........

© Stratejik Ortak


Get it on Google Play