We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Uluslararası Hukuk Çerçevesinde Devletlerin Tanınması: K.K.T.C Örneği

10 0 0
26.02.2021

Stratejik Ortak Stratejik Ortak - Uluslararası İlişkiler ve Çatışma Bölgeleri

Uluslararası arenanın temel yapı taşı devlettir. Devletlerin tanınma durumu günümüzde halen karmaşıklığını korumaktadır. Uluslararası hukuk tanınmanın şartlarını insan topluluğu, ülke, egemen kamu otoritesi olarak belirlemişse de uluslararası politikada bir devletin tanınması tamamen egemen güçlü devletlerin tutumlarına bağlıdır. Devlet niteliği kazanmış bir varlığın uluslararası arenaya bir üye olarak katılması tanınma olarak adlandırılır. Tanınma sürecinde iç hukuk, uluslararası hukuk, siyaset ve güç gibi çeşitli faktörler etkin rol oynar. Devlet olma koşullarını sağlamış iki farklı oluşumun uluslararası arenada tanınması aynı zamanda, aynı şekillerle olmayabilir. Egemen güçlerin dış politikaları, farklı güçler arasındaki çıkar çatışmaları bir tarafın lehine olabilirken diğer tarafın aleyhine olabilir.

Westphalia Barış Antlaşması

İspanya, bağımsızlığını 1581 yılında ilan etmiş Birleşik Hollanda’yı ancak Westphalia Barış Antlaşması’nın imzalandığı 1648 yılında tanımıştır. İspanya’nın Birleşik Hollanda’yı tanıması tarihe modern devletin ortaya çıkışıyla birlikte ilk tanıma olarak geçmiştir. Ortaçağ Avrupası’nda devletleri tanıma yetkisi Vatikan’daki Katolik papanın yetkisindeydi.

Ancak Reform ve Rönesans dönemlerinin ardından yeterince güçlenen ve dini kurumların etkisinde kalmayan büyük devletler bu yetkiyi kendilerinde buldular. Amerika Birleşik Devletleri bağımsızlığını 1776’da ilan etmesine rağmen Fransa 1778 yılında, Britanya ise ancak 1782 yılında yeni devleti tanımıştır. Britanya ve Fransa’nın ABD’yi farklı zamanlarda tanımalarının altında ikili mücadele ve çıkar çatışmaları yatmaktadır. Her iki ülkenin devletleri tanımadaki farklı ölçütleri ve bu ölçütlerin kendi şahsi çıkarlarına göre şekil bulması kurucu ve açıklayıcı teorilerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Kurucu teoriye göre bir varlığın kendisini devlet olarak görüp bağımsızlığını ilan ettiği sürecin değil, diğer devletler tarafından kabul görünmesinin yani tanınmasının o varlığın devlet olmasını sağladığını savunur. Bu teoride açıkça görülmektedir ki hali hazırda var olan devletler uluslararası arenada uluslararası hukukun yetkilileri olarak kabul edilirler. Bu durumda tanınmayan bir devletin bazı uluslararası avantajlardan ve haklardan mahrum olduğu görülmektedir. Açıklayıcı teoriye göre tanınma durumu hâlihazırda kendisini devlet olarak ilan etmiş bir varlığın mevcut devletler tarafından kabulünden ibaret olduğunu savunur. Yeni bir oluşum uluslararası hukuktaki varlığını mevcut devletlerin onayıyla değil belirli eylemler sonucu kendi çabalarıyla elde edecektir yani kimsenin kabulünü beklemek zorunda değildir.

Milletler Cemiyeti’nden bir görünüm

Milletler Cemiyeti Daimi Mandalar Komisyonu 1931 yılında yeni oluşan bir varlığın devlet olarak tanınması için belirli şartlara değinmiştir. İlk olarak sınırları belirli bir toprak parçasına sahip olmak gelir. Ülke, bir devletin egemen olduğu yeryüzü parçası olarak tanımlanır. Kara, deniz, hava yeryüzü parçasının üç bölümüdür. Uluslararası arenada tanınabilmek için ülke unsuru aranır. Bu unsur havada hareket eden bir uçağın, okyanusta seyir halinde olan bir geminin devlet olarak sayılmasının önüne geçer. İkinci olarak bir varlığın kendisinin devlet tanımını kazanmayı talep edebilmesi için belirli bir yeryüzü parçasında yani hava, kara ve denizde, belirli bir insan topluluğu üzerinde egemen otoriter bir güç olarak siyasi ve hukuki örgütlenmesini gerçekleştirmiş olması gerekir. Kısacası kamu otoritesinin insan topluluğu üzerinde ve yeryüzü parçasında etkin olması beklenir. Üçüncü olarak ilk iki ölçütü karşılayan yapının uluslararası hukuktan kendisine düşen sorumluluklarını gerçekleştirmesi ve diğer ülkeler ile ilişkiler kurabilmesi gerekmektedir. Elbette bu üç ölçütü karşılayan her varlığın, 2 oluşumun devlet olarak kabul edilip edilmeyeceği kesin değildir. Kimi mevcut devletler yeni oluşumu tanıyabilirken, kimisi de tanımayabilir. Tanınma konusunda bazı temel başlı sorunlar ortaya çıkmıştır. Birincisi devlet olmanın ölçütlerini yerine getiren bir oluşumun tanınmasının mevcut devletler için zorunlu olup olmamasıdır. Bu sorunda iki farklı görüş mevcuttur. İlkine göre tanınma zorunludur, ikincisine göre tanıma mevcut devletlerin kendi inisiyatifindedir. Örnek verecek olursak ABD’nin SSCB’yi tanıması 15 yıl sürmüş, ÇHC’nin Batılı devletler tarafından tanınması ise 1971 senesini bulmuştur.

Elbe Günü

İkincisi tanımanın tek taraflı bir anlaşma olduğu mu yoksa özel bir anlaşma mı olduğu yönündeki fikir ayrılıklarıdır. Sadece tek bir devletin tek taraflı olarak yeni oluşumu tanıması durumunda tek taraflı anlaşma olarak kabul edilebilir. Diğer türlü tanınma karşılıklı bağlar ve ilişkilerden oluşacağı için özel bir anlaşma olarak görülebilir. Üçüncüsü ise tanımanın şarta bağlı olup olmayacağıdır.

Tanımanın gelecekte gerçekleşecek bir olaya bağlı olması olarak da açıklayabiliriz. Yeni oluşumunun tanınması için sağlaması gereken ilk üç unsurdan ziyade dördüncü unsur olarak bu şart benimsenmedikçe kabul edilemez. Uluslararası hukuk devletlerin tanınması konusunda belirli sınırlamalar da getirmiştir. Kellogg-Briand Paktı’nın ardından ABD Dışişleri Bakanı Stimson’un 7 Ocak 1932 tarihinde yaptığı açıklamadan sonra kendi adıyla adlandırılan Stimson Doktrini, kuvvete başvurularak oluşan devletlerin tanınmamasını yani kuvvete başvurmanın yasaklanması ilkesini öne sürer. Bir diğer husus ulusal egemenlik alanına giren konulara karışılmaması ilkesidir. Ülkelerin egemenliklerini çiğneyip farklı oluşumların oluşmasını, yeni devletlerin ortaya çıkmasını ve ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesini uluslararası hukuk yasaklar. Self-determinasyon ilkesi ise her ülke toplumunun kendi anayasal düzenini oluşturma, sınırlarını belirleme ve özgür iradelerince kendi yönetimlerine karar........

© Stratejik Ortak


Get it on Google Play