We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Soğuk Savaş Doktrinleri

6 0 0
01.03.2021

Stratejik Ortak Stratejik Ortak - Uluslararası İlişkiler ve Çatışma Bölgeleri

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından, dünya ABD ve SSCB arasında paylaşılan bir çift kutuplu dünya eksenine girdi. Sovyetlerin 1991’de dağılmasına kadar sürecek olan bu dönem, nükleer silahların ve bunların getirdiği “Terör Dengesi” etkeninden dolayı sıcak bir Sovyet-Amerikan savaşına engel olmuş, fakat iki tarafın da nüfuz alanları, vesayet savaşları ve “Proxy”ler üzerinden yürüttüğü bir mücadeleye yani “Soğuk Savaş” konseptine dönüşmüştü. Bu dönemle beraber iki taraf da çeşitli alanlarda rekabet etmiştir. Bu dönemi birbiri ardına gelişen krizler ve sorunlar olarak okumaya çalışmak zorlayıcı, karmaşık ve yorucu olurken, başka türlü bir okuma mevcuttur; iki ülkenin Soğuk Savaş yılları içerisinde geliştirdiği stratejiler ve doktrinleri izlemek hem “büyük resmi” anlamak için daha kolay olacak hem de tonlarca dosyanın arasından kurtulmamızı sağlayacaktır. Bunun için hem ABD’de gelişmiş hem de SSCB’de kendini göstermiş, farklı zamanlar ve kişiler etrafında şekillenmiş 8 farklı stratejiyi sizlere anlatmak hedefindeyim.

SSCB Stratejileri

SSCB tarafına baktığımızda, 4 farklı stratejinin zaman içerisinde geliştiğini görüyoruz. Bu stratejilerin gelişimini anlatmadan önce bunları hazırlayan şartlara bakmamız gerekmektedir. Birincil olarak Sovyetlerin yaşadığı geç sanayileşme böyle dış politikaların oluşmasında etkili olmuştur. Endüstriyel anlamda rakip ülkeleri yakalama veya yetişme çabaları askeri endüstriyel komplekslerinin yükselmesine, güçlü ve sıkı siyasi bir parti elitinin üniter bir oligarşi oluşturmasına yol açmış bu da kendisini agresif, çatışmaya meyilli bir dış politika rotasının ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.

Marksizm-Leninizm’i temsil eden bir afiş

İkincil olarak devrimci devlet konumunda olan SSCB, gerek var olan kapitalist ekonomilerin kendilerine düşmanca bakışı gerekse devletin devrimci yapısının yol açtığı “eski sisteme” olan düşmanlık kaynaklı olarak dış politikalarında daha agresif olmasına katkıda bulunmuştur. Üçüncü olarak, devletin kurucu prensipleri olan Marksist-Leninist anlayış, kapitalizmin şuan ki halinin, “emperyalizm” olarak en yüksek seviyede bulunduğu ve bu aşamayla beraber monopol yapısından ötürü aynı zamanda kapitalist ruhu öldürdüğü ve esasında kapitalizmin içten içe çözünmeye başladığını iddia etmesiyle birlikte, aynı şekilde, kapitalizmin büyük krizler çağında bulunduğunu, sosyalist devrimler için bu fırsatların kullanılması gerektiğini savunmuştur, bu bilişsel yargılarla beraber, SSCB’nin kapitalist toplumlara olan bakışı daha gözü pek ve agresif olmasına pozitif katkıda bulunmuştur. Son olarak savaş sonrası dönemde oluşan kısa süreli statüko dengesizliği ve Stalin’in bu noktadaki etkin dış politika performansı, bir savaş galibi olarak özgüvenini artmış SSCB için daha genişlemeci dış politikalar takip etmesine katkıda bulunmuştur. Sovyet dış politikasını şekillendiren ilk iki dış politika aynı köklerden ortaya çıkmıştır. Hem Molotov’a hem de Zhdanov’a göre Batının mevcut düşmanlığı, SSCB’nin devrimci karakteriyle ilişkiliydi ve bu düşmanlığın bitmesini beklemek bir hayalden öte değildi,

Molotov Coattails ve Josef Stalin

Molotov’a göre bu düşmanlığa karşı uygulanacak en iyi strateji bir kirpiye dönüşmek, kendi kendine yeten ve askeri sanayisini geliştirmeye devam eden aynı zamanda güçlü savunma duvarları inşa etmekti, Zhdanov ise Sovyetlerin içe dönme çabalarının Batı’nın fikirlerini değiştirmeyeceğini, aksine onu daha saldırgan bir hale getireceğini iddia ediyor ve var olan şartlarda yapılacak en iyi şeyin agresif bir dış politika yürütmek olduğunu, bunun için ordu aygıtının ve Batılı Komünist Partilerin aktif kullanılması gerektiğini savunmuştur. Sovyet dış politikasını şekillendiren bir diğer anlayış ise Batı’nın düşmanlığının geçici olduğuna, eninde sonunda SSCB ile bir yumuşama dönemine girileceğine dair olan inançtan ortaya çıkmıştır. Bu noktada karşımızda yine iki büyük strateji anlayışı ortaya çıkmıştır,

ABD’nin Güç Dengesi Nasıl Değişti?

Malenkov’un anlayışına göre, ülke içi kurumların değişmesi ile beraber ABD daha güçlü fakat daha az agresif bir rekabetçi haline getirmiş bu da daha rasyonel bir rakibin oluşmasına yol açmıştır, Batı’nın düşmanlığı Sovyetlerin kendisini sınırlandırmasından geçtiğinin ve elde olan kaynakların savunma amaçlı kullanılmasının gerektiğini savunmuştur. Her ne kadar fikirleri kendi dönemi içerisinde kabul görmese de Gorbaçev döneminde bu anlayış doğrultusunda hareket edilmiş, Sovyetler yeniden yapılanma planlarıyla kendilerini Batı dünyasına kabul ettirmeye çalışmışlardır,

Brezhnev ve Krushchev

Brezhnev ve Krushchev’e göre ise, her ne kadar Batı’nın düşmanlığı geçici ve daha sakin bir uluslararası ortam bulunsa da bu durum emperyalist........

© Stratejik Ortak


Get it on Google Play