We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Oslo Çözüm mü? Çözülme mi?

1 1 0
05.07.2021

İlk zamanlarda Filistin toprakları üzerinde kurulan devletin geçici olacağı, İngiliz mandası gibi kısa bir süre sonra bölgeyi terk edeceği değerlendiriliyordu. Ya da bu işgalin sadece Filistin halkını ilgilendiren bir sorun olduğu zannediliyordu. İsrail’in geçen 25 yıllık bir süre içerisinde diğer Arap ülkelerinin aleyhine sınırlarını genişletmesiyle İsrail’in varlığının tüm bölgeyi ilgilendiren bir sorun olduğu Arap ülkeleri tarafından fark edilmeye başladı. Ancak sorunun çözülmesi konusunda hiçbir çözüm olmadı. Arap birliği bu sorunu mümkün olduğunca İslam dünyasından uzak tuttu. Arap milliyetçiliği ülküsü doğrultusunda sorunu Arap-İsrail çatışmasına indirgemekle yetindi. Özellikle Filistin halkının ödediği ve ödemeye devam ettiği bunca ağır bedele rağmen halen birçok Arap yöneticilerinin sorunun köklerine ilişkin sağlıklı bir strateji ürettiklerini söylemek zordur.

Madrid Konferansı

6 Mart 1991’de dönemin ABD başkanı George Bush Amerikan kongresinde bir konuşma yaptı. Konuşmasında “İsrail-Arap çatışmasını bitirmenin zamanı gelmiştir” dedi. George Bush’un yaptığı konuşmadan 6 ay sonra 30 Ekim 1991’de Madrid Barış Konferansı başladı. Konferansın ev sahipliğini ABD başkanı George Bush ile Sovyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov birlikte yürüttü.

Konferansın görünürdeki amacı Mısır dışındaki Arap ülkeleri ile İsrail’in sorunlarını müzakere etmelerini sağlamaktı. Ancak kısa bir süre sonra müzakerenin amacının İsrail lehine tavizler koparmak olduğu anlaşıldı. Bunun içinde;

-Katılımcı ülkelere diplomatik baskı yapmak.

-Arap halkları gözünde İsrail’e meşruiyet kazandırmak.

-İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında diplomatik ilişiler başlatmak.

-Filistin meselesinin bir Arap-İsrail çatışması olarak tescillenmesini sağlamaktı.

Madrid Konferansı 3 gün sürdü ve herhangi bir çözüm üretmedi. Konferans başlarken de İsrail’in herhangi bir çözüm önerisine açık olmadığı ortadaydı. İsrail, Filistin tarafının bağımsız bir heyetle konferansa katılmasına bile şiddetle karşı çıkmıştı. İsrail’in konferanstaki esas amacı meşru bir aktör olarak tanınmak ve ABD’nin diplomatik baskı gücünü kullanabildiğini göstermekti.

İsrail’in Madrid Konferansı’nda elde ettiği en büyük kazanım ise Arap ülkelerini bir birlik halinde müzakerelerin mümkün olmadığına inandırmak, teke tek görüşmelerde daha çok kazanımlar elde edeceklerine ikna etmekti.

Oslo’ya Açılan Kapı ve Gizli Görüşmeler

Madrid’den Washington’a taşınan görüşmelerde netice alınamaması üzerine FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) Norveç İşçi Partisi’nden İsrail ile gizli bir şekilde aracısız olarak masaya oturarak müzakere etmek için arabuluculuk etmesini istedi. FKÖ burada hata yapmıştı çünkü o dönemde Norveç parlamentosunun yarısından fazlası İsrail Dostluk Grubu’na üyeydi.

Özellikle Norveç İşçi Partisi ve Norveç Sendikalar Birliği İsrail için çalışan bir lobi grubu gibiydiler. Onlara göre İsrail, destekledikleri sosyalist demokratik tecrübenin iyi........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü


Get it on Google Play