İklim Değişikliği, Sanayi Üretimi, Tarım ve Su Kullanımı |
Giriş
İklim kanunundan bağımsız olarak Türk ekonomisinin yapısal bakımdan çözülecek temel problemleri vardır. Ancak söz konusu yapısal değişiklikler küresel ısınma ya da iklim kanunu ile de doğrudan ilişkili hususlardır.
Bu açıdan sanayi sektörünü irdelersek; sanayi üretimi katma değeri çok düşüktür. Ülkemizin sanayi üretiminde katma değer düşük olmasının yanında ihracat ya da üretimin ithalata aşırı bağımlı olması dış ticaret açığını kronik hale getirmiş olup Türkiye’yi borçlanmaya mahkum etmiştir. Sanayi üretiminde katma değeri yükseltecek, kronik dış ticaret açığı sorununu çözecek, borçlanma zaruretini ortadan kaldıracak teknolojik ve dijital dönüşüme ihtiyacımız vardır.
Savunma sanayi gibi bazı sektörleri istisna tutarsak, teknolojik gelişmelere ayak uyduramayışımız, bilim ve teknolojiyi önceleyen eğitim sistemi kuramayışımız, sermaye ve işgücü verimliliğini yükseltemeyişimize sebep olmakta bunlar da katma değer düşüklüğüne ve sanayimizin uluslararası pazarlarda rekabet edemeyişine sebep olmaktadır.
Türkiye’de Tarım Sektörü ve Su Kullanımında Yapılması Gerekenler
Dünya Bankası ve Çevre Şehircilik ve İklim değişikliği Bakanlığı verilerinden yaptığım hesaplara göre ülkemize 2020 yılında kişi başına 5.600 m3, toplamda ise 466 milyar m3 yağış yağmış, 28 milyar m3 yeraltından çekilen su ve 7 milyar m3 komşu ülkelerden gelen suyla birlikte kişi başına 6000 m3 toplam ise 501 milyar m3 su varlığımız oluşmuştur. Bu miktarın kişi başına 738 m3 toplamda ise 62 milyar m3’ü sanayi, tarım ve evlerde kullanma suyu olarak tüketimi olmuş, kalan suyun ise 274 milyar m3’ü buharlaşmış, 165 milyar m3’ü de denizlere ve komşu ülkelere akıp gitmiştir.
Toplam su varlığımızdan buharlaşan ve yeraltına sızan 274 milyar m3 ve kullanılan 62 milyar m3 çıkarılınca komşu ülkelere ve denizlere kişi başına yaklaşık 2.000 m3 ve toplam 165 milyar m3 su varlığımız akıp gittiği ortaya çıkar. Kullanılan toplam 62 milyar m3 ve kişi başına 738 m3 ile acil önlemler alınmazsa Türkiye su kıtlığı yaşayan bir ülke konumuna doğru ilerleyecektir. Bunun nedenini özellikle orta doğu ülkelerindeki su tüketimi ve yeterliliği ile birlikte değerlendirdiğimizde ülkemizdeki su konusu daha anlaşılır hale gelecektir. Diğer taraftan su konusu küresel ısınmayla birlikte değerlendirildiğinde; ülkemizde acil olarak su rezervuarlarının artırılması ve havzalar arası su transfer projelerinin ve su kullanımında en az 3 katı israfa yol açan vahşi sulama yerine yüksek basınçlı sulama sistemleri yatırımlarının süratle tamamlanması gerektiği görülmektedir.
Yapılan hesaplamalara göre; ülkemizden komşu ülkelere bırakılacak olan 115 milyar m3 su da çıkarıldıktan sonra ülkemizde toplam kullanılabilir su miktarının 112 milyar m3, kişi başına ise yaklaşık 1400 m3 kullanılabilir tatlı su miktarı dikkate alındığında, su zengini bir ülke olmadığımız anlaşılmaktadır. Aynı zamanda sahip olunan su kaynaklarını verimli ve israfsız kullandığımızda su fakiri sınıfına girmememizle birlikte, su kaynaklarımızı israf etmeden, planlı şekilde kullanmak mecburiyetinde olduğumuz aşikârdır.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na göre sıcaklık artışları ve buna dayalı olarak su varlığımızda gittikçe meydana gelen sorunlar doğrudan küresel iklim değişimiyle ilgilidir ve küresel ısınmanın baskılarına göre değişen bir durum göstergesidir. Yüzey hava sıcaklığı, özellikle son yıllarda iklim değişimiyle ilgili çok net sinyaller vermektedir. Mutlak sıcaklık değişiklikleri ve değişim oranının her ikisi de iklim değişikliğinin olası etkilerinin önemli belirleyicileridir. Bunlar, yükselen deniz seviyeleri, seller ve kuraklıklar, Dünya’daki ve gıda verimliliğindeki değişiklikler ve bulaşıcı hastalıklardaki artışlarını içermektedir.
2022 yılı okyanus ve karaların küresel ortalama sıcaklıkları 14.7 °C ile 1991-2020 ortalaması olan 14.5 °C’nin 0.2 °C üzerinde gerçekleşmiştir. 2022 yılı Türkiye ortalama sıcaklıkları ise 14.5 °C ile 1991–2020 ortalaması olan 13.9 °C’nin 0.6 °C üzerinde gerçekleşmiştir.
Verilerden veya son yıllarda günlük hayatımızda gözlemleyerek görebildiğimiz kadarıyla küresel bazda ısınma olmaktadır. Bu nedenle; BM liderliğinde yapılan görüşmelerde Kyoto Protokolü ve Paris Antlaşmaları ile sera gazı emisyonları azaltılarak küresel ısınmayı tersine çevirmenin hedeflendiği bilinmektedir.
BM tarafından organize edilip yapılan toplantılarla alınan kararlarda hedef; sanayileşme öncesi ısı ortalamalarından en fazla 1,5-2 dereceyi geçmemek olduğuna göre BM tarafından son yapılan çeşitli toplantılarda ülkelere iklim kanununu iç hukuk haline getirerek uygulamayı daha ciddiye almaları gerektiği konusunda kararlar alınmıştır. BM kararlarına dayanarak ülkemiz İklim Kanunu’nu yasalaştırarak kurumsallaşma yolunda bir ileri adım atmıştır. Bu hususta kamuoyumuzdan itirazlar gelmektedir.
9 temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren iklim kanunu ile ilgili itirazların temelinde; sera gazları salınımına ’lara varan oranlarda sebep olan ABD, AB, Çin, Kanada, Rusya, Hindistan gibi ülkeler konuyu ciddiye aldığını........