We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Toplumsal Travma ve Kendini Arayan Ülke: Yunanistan

10 60 1
21.06.2022

Yazmak istemezdik ama başka çare bırakmadılar, artık bilmeleri gerekiyor. Türkler, yapıları gereği geçmişi çabuk unutma eğilimindedir. Bazen de nezaketlerinden, geçmişte yaşanan kötü olayları karşı tarafa pek hatırlatmak istemezler ve gündeme getirmezler. Ama bu o olayların yaşanmadığı ve karşı tarafın her istediğini yapabileceği anlamına gelmez. Narsistik kişilik bozukluğu; kişinin kendini hayranlık derecesinde mükemmel, üstün, hatasız ve ayrıcalıklı görme rahatsızlığı olup belki de hatırlatma benzer olayların yaşanmaması ve karşı tarafın narkozun etkisinden çıkarak kendine gelmesi için faydalı bile olur. Bu bakımdan kendisine mükemmel bir geçmiş ve harika bir toplum modeli oluşturmuş olan Yunan halkına, kadın ve çocukların olduğu göçmen sallarını deniz ortasında batırarak ölüme terk ettikleri medeni bir ortamda! bazı tarihi olayları yabancı kaynaklara da dayanarak hatırlatmakta fayda olduğu düşünülmektedir.

Günümüzdeki Yunan toplumunun söylemler dışında geçmişle bir bağlarının kalmadığı açık

Yunanistan antik çağlarda, Mezopotamya ve Mısır Medeniyetlerinden etkilenerek, bir dönem bilime öncülük etmişti. Antik dönemde Yunanistan’da Antiphon, Apollonios, Arkhimedes gibi çok sayıda matematikçi yetişmiş, hatta Samoslu Aristarkhos (MÖ 310-230), dünyanın ay ve güneşe görece uzaklıklarını hesaplayan bir yöntem bile bulmuştu.

Yunanistan’ın kuruluşunda, onlarla birlikte savaşmak için Avrupa’dan entelektüeller kişilikler gelmişti. Birçoğu destanlardaki eski Yunanlılarla özdeşleşerek, kendilerine muhteşem bir kimlik oluşturmak arzusundaydı. Ancak bunlardan bazıları, hayallerinde canlandırdıkları antik çağ kahramanları yerine, oradaki yozlaşan Yunanlıları görünce hayal kırıklığına uğradılar ve bunların o eski medeni insanlar olmadığını hemen anladılar. Savaşa gönüllü katılan Prusyalı bir subay şöyle demişti: “Eski Grekler artık yoktur. Solon, Sokratis ve Dimeosthenis’in yerini artık kör cehalet almıştır” (Bolmann:1823). Bunun dışında da Yunanlıların yanında bulunanlardan birçok kişi gördüklerinden tiksiniyor (Gordon, 1832) hatta bazıları da gördüklerinin etkisinde kalarak intihar ediyordu.

Yunanlıların eski Yunanlılar ile bir bağları kalmadığı gibi, matematik ve mantık bilgileri de yok olmuştur. Meis Adası Türkiye’ye 2, Yunanistan ana karasına ise 580 km uzaklıktadır. Bu bilgi, ada Atina yakınına çekilerek taşınmadığı sürece bilimsel bir gerçektir. Fakat 2020 yılında Atina Üniversitesi Profesörlerinden Hristos Rozakis, bir televizyon programında Meis Adası Türk sahillerine daha yakın deyince, üyesi olduğu Yüksek Bilim Konseyinden ihraç edildi. Çünkü Yunan Bilim Konseyinin kafasındaki algıya göre, 580 sayısı 2’den küçüktü ve Meis adası Yunan ana karasının dibinde ve kendilerine daha yakındı. Anlamalıyız ki Türkiye, sağlıklı düşünce yapısına sahip bir toplumla sorunları çözmeye çalışmıyor ve böyle bir toplumla komşu olmak gerçekten çok zor.

Peki Yunanistan nasıl bu hale geldi ya da getirildi. Belki de çoğu Yunanlının dahi farkına varmadığı tarihi belgelerin ortaya konulması konunun daha iyi anlaşılmasına yol açacaktır.

Yunanistan’ın kurulmasına Yunanistan’da değil, St. Petersburg’da karar verildi.

Aslında sorun baştan başlıyor. Sorun, bir ülkenin, “kendi amaçlarına hizmet etsin” diye başka devletlerce kurdurulması. Bölgenin kontrol edilebilmesi için Yunanlıların, Osmanlı Devletinden koparılması ve ona düşman edilmesi gerekiyordu. Ayaklanmaları da Rusya ve Fransa tarafından desteklendi. Fransız ve Rus ajanlar ile Rus konsoloslar adım adım Balkanları dolaşıp insanları kışkırttı. Bu maksatla “Etnik-i Eterya Cemiyeti” kuruldu. Örgütün başı Rus Çarının yaveriydi. Girişim Osmanlı askeri gücü nedeniyle başarılı olamayınca, devreye İngilizler girdi ve 4 Nisan 1826 tarihinde Yunanistan’ın oluşturulmasına ilişkin Rusya ve İngiltere arasında “St. Petersburg Protokolü” imzalandı. Bir yıl sonra ise Fransa’nın da katılımı ile 6 Temmuz 1827 tarihinde Londra Antlaşması imzalandı. 3 ay sonra da her 3 ülke, 20 Ekim 1827 tarihinde Osmanlı-Mısır ortak donanmasını Navarin’de yakarak bölgedeki güç dengelerini bugünlere ulaşacak şekilde değiştirdi. Bundan sonra, Fransa’nın Cezayir’den başlayarak Afrika’ya girişi başlar, İngilizler ise İran ve Mısır gibi yerlere girer. Oysa Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerde buralara bu ülkeler nüfuz edemez, kontrol edemez, yönetemezdi.

Yunanistan’ın kuruluşunda bilinçli olarak katliamlar yaptırıldı

Bir televizyon programında Yunanlı bir profesör, “Onların tamamen çılgın, bizim ise tamamen masum taraf olduğumuza inanmıyorum.” deyince ortalık karışmıştı (https://mobile.twitter.com). Karışmasının nedeni, Yunanlıların kendilerini her ortamda masum olarak görmeleriydi. Gerçekten de Yunanlılar, yaratılan sahte algı gerisinde, kendilerini ve geçmişlerini lekesiz, tertemiz görme yanlışlığına düşüyor ve bu onların sürekli hata yapmasına neden oluyor.

Bir halkı kontrol etmek istiyorsanız onun çevresindeki halklarla irtibatını kesip, yalnızlaştıracaksınız. Bunun en kolay yolu, Yunanlılar ve Ermenilere yaptırdıkları gibi bunları daha başlangıçta, beraber yaşadıkları insanlara saldırtıp, katliam yaptırmaktır. Ne yazık ki bu sapık düşünce yapısı, 1821 yılından 1922 yılına kadar Avrupa Kıtasında 5 milyon, Kafkaslar ve Anadolu’da ise 2.5 milyondan fazla Türk ve Müslüman’ın katledilmesine neden oldu.

Mora’da başlayan Yunan ayaklanmasında da masum! asilerin ilk bayraklarının üzerinde ters dönmüş bir hilal ve üzerine haç çizilmiş kesik bir Müslüman Türk kafası vardı (Clair, 1972: 9-27). İngiliz yazar Clair şöyle der: “1821 Mart ayında Mora’da yaklaşık 50 bin Türk yaşıyordu. Bir ay sonra Grekler paskalyalarını kutlarken tek bir Müslüman kalmamıştı. Tümüyle ve dünyanın haberi olmadan yok edildiler”. Mora’da sadece 3 günde 40 binden fazla Türk katledilmişti. İngiliz yazar Runciman ise bunun bir kurtuluş savaşı olmaktan çok Türklere ve Müslümanlara karşı bir yok etme hareketi olduğunu vurgular. Mora’daki Yunan ayaklanması, daha başlangıçta planlandığı gibi öldürecek Türk kalmayınca sona ermişti (Finlay: 1842). Yunanlılar tarafından, Türklerin mezarları bile kazılarak çıkan kemikler yakılıyor, küçücük çocuklar kayalara vura vura öldürülüyordu. Bütün bunlar olurken, İngiliz Sömürgeler ve Dışişleri Bakanlıkları kadın ve çocuklara uygulanan vahşetleri seyrederek sadece rapor etmekle yetiniyor, ayaklanmanın elebaşı İpsilandi ise “Savaştayız, her şey olur” diyordu. Ayaklanma sona erdiğinde geride onlar için ağlayan kimse kalmamıştı. Yunan tarihi üzerine Uzman William St. Clai de Yunanlıların katliamını şöyle tarif etmişti: Mora’da soykırım, ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sonra ermişti.

Fransız yazar Pier Loti’ye göre “Yunanlılar Türklere katliam yaparken, Avrupa kamuoyuna bunun tam tersi anlatılıyordu. Oysa Yunanlı komutan Teodor Kolokokranis bile “Cuma’dan Pazara kadar Yunan askeri kadın, çocuk demeden bulduğunu öldürdü” diyordu. Bu vahşete şahit olan bazı vicdan sahibi yazarlar bunu kaleme alıp yazarken, bazıları görmemezlikten gelmişti. Sonrasında da yazanlar üzerinde baskılar başladı. Amerika, Fransa, İngiltere ve Almanya’daki kütüphanelerden, sanki kitap yok edilince günahları da yok olacakmış gibi, bazı eserler birer birer yok olmaya başladı. ABD’li yazar McCarthy’nin “Ölüm ve Sürgün” isimli eseri bunlardan sadece birisidir (McCarty, 1995). Bu eser bireysel bazı olaylardan yola çıkarak, olmamış bazı olayları Türklerin üzerine yıkmaya çalışanların, aslında 19 ve 20. yüzyılda gerçek katliamı ve soykırımı nasıl gerçekleştirdiklerini gösteren bir başvuru kitabıdır. Yunanlılara atalarının yaptıklarını anlamaları için birçok eser arasından David Howarth’ın “Yunan Macerası” kitabı da okumaları tavsiye edilebilir (Howarth, 1976). Howarth, 1821 Yunan ayaklanmasını yerinde incelemiş, ayrıca burada bulunduktan sonra ülkelerine döndükten sonra gördüklerini kitap, makale ve günlük olarak yazan Fransız, İngiliz, Alman, İtalyan gazeteci ve askerlerin eserlerini tek tek inceleyerek eser haline getirmişti.

Evet vicdanı olanlar bu vahşeti yazarken, bazıları buna ortak........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü


Get it on Google Play