We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Susmayan senfoni ‘Türk Müzik Tarihi’

84 192 0
28.06.2021

Neredeyse tüm pandemi yasaklarının kaldırıldığı bir ortamda gece 12.00'den itibaren “müzik yasağının” devam edecek olması geçen hafta çok konuşuldu. Bu kararın, “Siyasal İslamcı” AKP iktidarının dinselleştirilmiş “Yeni Türkiye” hayaliyle ilgili olduğu ileri sürüldü. İktidarın şarkı söyleyen, müzik dinleyen, dans eden bir toplum hedeflemediği dikkate aldığında bu iddianın hiç de temelsiz olmadığı anlaşılıyor.

Peki ama müziği, şarkıyı “din dışı” gören anlayışın dayanakları nelerdir? Türk kültüründe müziğin yeri nedir? Osmanlı'dan Cumhuriyete müzik konusundaki çalışmalar nelerdir?

İSLAM ÖNCESİ TÜRKLERDE MÜZİK

İslam öncesi Türkler, doğayla iç içe hareketli bir yaşam sürüyordu. Gece ayın, gündüz güneşin altında, uçsuz bucaksız bozkırlarda doğanın binbir türlü sesleriyle sürekli etkileşim içindeki eski Türklerde müzik hayatın doğal bir parçasıydı. Türkler erken dönemlerde kendilerine özgü müzik aletleri geliştirip çalmaya başladılar. Çok geçmeden kopuz çalıp şarkı söyleyen “ozan” geleneği doğdu.

Türk boyları müzik dinlemeyi, şarkı söylemeyi, dans etmeyi çok seviyordu. Anneler çocuklarını “ninnilerle” büyütüyorlar, ninnilerle büyüyen o çocuklar evlenirken (düğünlerde) ve savaşa giderken müzik eşliğinde dans ediyorlardı. İslam öncesi Türklerde müzik dinsel hayatın da en önemli parçasıydı. Eski Türklerde şamanlar dinsel ayinlerde çeşitli müzik aletleri eşliğinde şarkılar söyleyip danslar ediyordu.

İslam öncesi Türkler müzik yapmak için her boyutta davul, def, zil ve kaşıktan oluşan vurmalı çalgılar; zurna, ney ve kavaldan oluşan üflemeli çalgılar ve kopuz, ıklığ gibi telli çalgılar kullanıyordu.

İslam öncesi Türklerde müzik eşliğinde yapılan eğlencelerde kadın erkek birlikte ve yan yanaydı. Bugün Anadolu'da hâlâ devam eden kadınlı erkekli düğünler, halaylar o günden bugüne ulaşan bir gelenektir.

İslam'ın ana kaynağı Kuran'da açık bir müzik yasağı olmamasına karşın, İslam dünyasında İmam Gazali, Şeyh Mahmut Saltut ve Nablusi'nin müzikle ilgili olumsuz görüşleri yaygınlık kazanmıştır.

11. yüzyılda yaşayan Gazali, şu 5 durumda İslam'da müziğin yasak olduğunu söylüyor: 1. Şarkı söyleyen kadınsa ve dinleyen de kadın sesinin şehvetinden tahrik olursa, 2. Müzik, içki ve sefahat ile ilgili çalgılar eşliğinde olursa, 3. Şarkılarda baştan çıkartıcı sözler geçiyorsa, 4. Dinleyicide şehvet ve hırs uyandırıyorsa, 5. Müziğe çok zaman harcanırsa. Yani Gazali'ye göre İslam'da müzik “bazı şartlarla” serbesttir. Bu şartlar son derece göreceli olduğundan, Gazali'nin bu yaklaşımından yola çıkıldığında müziğin yasaklanması için bir gerekçe bulmak hiç de zor değildir.

Nitekim Gazali'nin müzik yorumu İslam dünyasında hâlâ etkisini koruyor. Örneğin, ülkemizde bugün, “Müziğin dindeki yeri nedir?” sorusuna Diyanet'in Din İşleri Yüksek Kurulu – Gazalici yaklaşımla- şöyle cevap veriyor: “İslam'ın ilke ve esaslarına aykırı, günaha sevk eden, haramı teşvik eden müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte ise dinen bir sakınca yoktur…”

Bugün yine tamamen Gazalici bir yaklaşımla konuyu değerlendiren Prof. Orhan Çeker, “İslam inancına uygun düşmeyen müzik haramdır…” diyor. Prof. Çeker, “Farklı değerlendirmeler olmakla birlikte İslam'da KADIN sesinden müzik dinlemenin caiz olmadığını” da belirtiyor. Görüldüğü gibi 11. yüzyıldaki Gazali yorumu, 21.yüzyılda bir ilahiyat profesörü tarafından neredeyse aynen tekrarlanmakta.

Ancak 21.yüzyılda İslam dünyasında hâlâ taraftar bulan bu yasakçı yorumlar Türkiye'de tarihsel zeminden yoksundur.

Türkler Müslüman olduktan sonra kültürlerinin en önemli parçalarından müziği ve dansı hayatlarından çıkarıp atmadılar. Alevi, Bektaşi, Mevlevi İslam yorumlarıyla dinsel ayinlerinde müzik ve dansı kullanmayı sürdürdüler.........

© Sözcü


Get it on Google Play