We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Laiklik

147 473 149
20.09.2021

Atatürk'ün, kurduğu “Laik Türkiye Cumhuriyeti”ni, “Yeni Türkiye” adını verdikleri bir tür dinsel-siyasal yapıya dönüştürme “davasını” güdenler, son zamanlarda özellikle Diyanet İşleri Başkanı eliyle laikliği aşındırıyorlar. Birincisi, “laiklik karşıtı eylemler” anayasamıza aykırıdır ve suçtur. İkincisi, Atatürk'ün tabiriyle “Türkiye Cumhuriyeti'nin karakteri laiktir.” Cumhuriyetimizin laikliği, hem ulusal egemenliğin ve demokrasinin, hem uygar yaşamın, hem din ve vicdan özgürlüğü dâhil tüm özgürlüklerin, hem kadın haklarının, hem de tam bağımsız Türkiye'nin güvencesidir. Laikliğe saldırmak, bütün bunlara saldırmaktır.

En başından anlatayım!

LAİKLİĞİN TARİHSEL TEMELLERİ

Eski Yunanca “laikos” sözcüğünden gelen laiklik, Ortaçağ'da Batı'da “Ruhban sınıfından olmayanları” tanımlamak için kullanılıyordu. 5. yüzyılda Papa I. Gelasius'un ortaya attığı “iki otorite” teorisine göre toplumda siyasi ve dini otorite arasında bir denge vardır. Ancak zamanla dini otorite (kilise), siyasal otorite üzerinde hâkimiyet kurmuştur. Avrupa'da “dini otoriteye” karşı başlayan uzun soluklu mücadele (Reform, Rönesans, Aydınlanma Dönemi) sonunda laik devlet modeli ortaya çıkmıştır. Batı'da laiklik; devleti, siyaseti, hukuku, eğitimi, bilimi “dinsel vesayetten kurtarma mücadelesi” olarak doğmuştur.

Laik devlette siyasal egemenlik dinsel ve Tanrısal kaynaklı değildir, laik devlette egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Laik devlette hukuk dini kurallara değil, binlerce yıllık insanlık tarihinden edinilen tecrübenin eseri dünyevi kurallara dayalıdır. Laik devlette eğitim “değişmez” dinsel bilgiye değil, akılla, deney ve gözlemle elde edilen “değişebilir” bilimsel bilgiye dayalıdır.

Henüz Batı'da “laik devlet” kavramının ortaya çıkmadığı dönemde, 11. yüzyılda, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in, Bağdat'taki Abbasi halifesinin siyasi yetkilerini elinden alıp halifeyi sadece din işlerinden sorumlu hale getirmesi, tarihte dinle siyasetin ayrılmasına yönelik ilk uygulamalardan biridir. Tuğrul Bey'in bu davranışını öven Atatürk, Laik Cumhuriyeti kurarken, Fransız uygulamasıyla birlikte adı konmamış bu Türk laikliğinden de ilham almıştır.

Türk yaşam biçimi ve Türk hukuk sistemi, Türkiye'de laikliğe geçişi kolaylaştırmıştır. Her şeyden önce Türklerde “dinsel bağnazlık” yoktur. Eski Türklerde devlet; siyaset, hukuk, eğitim ve kadın “dinsel vesayet” altında değildir. Bu nedenle laiklik, Türklerin kültürel kodlarına uygundur. İkincisi, Osmanlı Devleti de klasik bir “din devleti” değildir. Osmanlı'da “şeri hukuk” yanında bir “örfi hukuk” vardır. Halife padişahlar pek çok konuda, şeri hukukun dışına taşan örfi uygulamalara imza atmıştır.

Ayrıca Osmanlı'da 1840'lardan itibaren (Tanzimat Döneminde), zayıf ve kararsız da olsa laikliğe doğru adımlar atılmıştır. “Herkes kanun önünde eşittir” diyen 1839 Tanzimat Fermanı, Batı hukukunu esas alan 1840 Ticaret Kanunu, 1858 Ceza Kanunu, 1863 Ticareti Bahriye Kanunu ve 1858 Arazi Kanunnamesi ile Osmanlı'da dinsel hukuk dışında laik bir hukuk gelişmeye başlamıştır. Ahmet Cevdet Paşa'nın 1868-1876 arasında hazırladığı 16 kitaplık “Mecelle-i Ahkâmı Adliye” -Hanefi fıkhına dayanmakla birlikte- düzenlenişi ve sistematiğiyle Batı hukukunu esas almıştır. 1879 Teşkilat-ı Mehakim Kanunu ile ceza mahkemelerinde yargıç sayısı artırılmış, savcılık, noterlik, avukatlık, temyiz gibi Batılı kurumlar oluşturulmuştur. 1876 Kanuni Esasi, her ne kadar “Devletin resmi dininin İslam”, “Padişahın halife” olduğunu belirtse de “kanun gücü”, “anayasa”, “seçim”, “meclis”, “millet egemenliği” gibi Batılı siyaset kavram ve kurumlarını hayata geçirmesi bakımından laikliğe doğru bir adımdır.

Osmanlı'da 19. yüzyılda açılan Mülkiye, Harbiye, Tıbbiye, Hukuk Mektebi, Darülfünun gibi yeni okullar da pozitif bilimlere yer veren müfredatlarıyla laikliğe toplumsal zemin hazırlamıştır. Tanzimat Döneminden itibaren çıkmaya başlayan gazeteler ve basılan kitaplar, sansüre rağmen, Batı'nın pozitivist, materyalist, sosyalist temelli düşüncelerini Osmanlı'ya taşımıştır. Osmanlı aydınları Avrupa'yı laikleştiren düşünceleri tanımıştır.

I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve........

© Sözcü


Get it on Google Play