“Her ölüm sonrasında ‘ah’ yerine ‘oh’ çekerdin!” |
Babası Bilecikli, annesi Diyarbakırlı köklü bir ailenin kızıydı. Rahmetli anneannesi doğru dürüst Türkçe bilmezdi. Annesi hem Kürtçeyi hem Türkçeyi çok iyi konuşurdu. Kürtçe konuşan anneannesinin ne dediğini anlamadığında “Seni eşek seni, niye dediğimi yapmıyorsun?” diyerek pataklandığı olurdu.
İlk Diyarbakır’a gittiğinde bölgenin kültürünü, insanların neler yiyip içtiklerini, koyun ve keçilerin nasıl sağıldığını, tuvaletsiz köyleri, yayla hayatını, devlet vatandaş ilişkilerini ve o ilişkilere damgasını vuran keyfiliği öğrendi. Hemşerilik bağıyla her gün yanlarına uğrayıp ahbaplık kurduğu karakoldaki iki askerin Kürtçe kaset dinledikleri için bir baba ile oğluna nasıl hakaret ettiklerine, babanın çaresizliğine tanık oldu.
Yıllar geçti. Sosyoloji öğrencisiydi ama bir gün gazetelerin birinde TSK nam ve hesabına okutulmak üzere üniversitelerden öğrenci alınacağını okudu. Mezun olduğunda ilk görev yeri Bursa’daki Işıklar Askeri Lisesi oldu. Güneydoğu’ya ikinci gidişinde, yani 16 yıl sonra her şey değişmişti. Batıdaki........© Sözcü