menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sürre alayları yeniden mi hortlayacak!

10 0
latest

Sevgili okurlarım, Osmanlı döneminde yerleşmiş bir gelenek vardı. Hac mevsimi başlarken İstanbul’dan büyük bir kervan yola çıkarılır ve bu memleketin hazinesi Mekke ve Medine’ye taşınırdı.

Develerden oluşan bu kalabalık kafile İstanbul’un Harem semtinden dualarla yola çıkar ve aylar sonra Mekke’ye varırdı. Gidiş üç aya yaklaşırdı.

Bunun adı Sürre alayı idi. Günahlarını affettirmek isteyen padişahlar bu hazineyi Mekke ve Mediye’ye gönderirdi.

Devlet yıllarca böyle soyuldu çünkü karışan görüşen yoktu.

Geçenlerde burada ilginç bir olayı iki gün üst üste yazmıştım, kuşatma altındaki Medine kahramanı Fahrettin Paşa bu soyguna son vermiş, Osmanlı padişahları tarafından gönderilen bu hazine Arapların elinde kalmasın diye hepsini birden o olumsuz koşullarda İstanbul’a göndermişti.      

O gerçek hazineyi burada kalem kalem açıklamıştım. Sonra günün birinde Cumhuriyet ilan edildi, padişahlık rejimi çöktü ve bu soygun furyası böylece sona erdirildi.

Bizim Diyanet’in pek çok konuda sergilediği ‘marifetleri’ artık hepimiz biliyoruz.

Atatürk’ün kurduğu ve adına Diyanet denilen bu kuruluş artık tümüyle tükendi, bitti ve günümüzde adeta devlet içinde ayrı bir devlet olmayı başardı!

Bunlar burunlarından kıl aldırmayan tiplerdir.

Devletin olanaklarını her fırsatta dibine kadar kullanmayı iyi bilirler.

Ellerinde devletin bütün olanakları, sonsuz para kaynakları vardır.

Tayyipgiller iktidarı onların arkasında en büyük destekçileridir.

Bizim bu Diyanet kafasının çok büyük bir özelliği daha vardır ve onu hiçbir zaman unutmamak gerekir.

Bu kafalar bu milletin ulusal bayramlarını tanımaz, görmezden gelirler.

23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim onlar için sadece ‘sıradan’ günlerdir.

Bu ulusal bayramlarımız Diyanet takviminde yer almaz!

Diyanet hutbelerinde o bayramlarımızın adı hiçbir biçimde geçmez.

Nasıl bir kepazeliktir bu, akıl almaz!

Bundan önceki Diyanet başkanının adı Ali Erbaş idi. Acayip biriydi. Elinde Osmanlı halifelerinin kılıçlarıyla birlikte minberlere çıkıp nutuk atan biri!..

Tayyipgiller arkasında.

Kutsal dinimiz iktidarın emrinde ve hizmetinde!

Ali, başkanlığı süresince bütün dünyayı beleşten, devletin ve milletin parasıyla gezdi ama birkaç kilometre ötedeki Anıtkabir’e bir kez olsun uğramadı.   

Dedim ya, bunlar devlet içinde devlet olmuşlardı.

O gitti, yerine Safi Arpaguş denilen bir başkası geldi ama yeni gelenin harcı da gidenle aynıydı. Demek ki Diyanet toprağında sadece bunlar yetişip fışkırıyordu.

Medya piyasasında birkaç gün önce ilginç bir haber yer aldı.

İstanbul’da camide düzenlenen törenin adı “Sürre alaylarından günümüze...”

Hac mevsimi başlıyor ya, bu yeni başkan yapılan törende bakınız neler dedi:

“Ecdadımız hac ibadetine ayrı bir önem verirdi. Hac yolculuğu sebebiyle İstanbul’dan hacca giden kafileler için özel merasimler düzenlenmiştir. ‘Sürre alayı’ denilen bu merasimlerle hac kafileleri Harem’den Mekke ve Medine’ye dualar ve tekbirlerle uğurlanmıştır. Kafilelere Mekke ve Medine halkının ihtiyaçlarını karşılamak üzere çeşitli hediyelerle, ikramlarla yola koyulmuşlardır. Ecdadımızın Mekke ve Medine’ye olan sevgi ve muhabbetini gösteren bu gelenek asırlar boyunca devam etmiştir. Biz şimdi burada bu geleneği yeniden ihya ediyoruz...”

Adamın ihya etmeye kalkıştığı şu eski geleneğe bakar mısınız!..

Utanmasa, olacağını bilse şöyle diyecek:

“Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu işe yeniden girişelim ve padişahlarımızın başlattığı Sürre Alayı geleneğini yeniden devreye sokalım. Oluşturacağımız deve kervanlarıyla hazinemizin bazı parçalarını İstanbul’dan yola çıkarıp Suudi’lere gönderelim!..”

Olmaz olmaz demeyin... Burası Türkiye’dir, her şey olur!

Evet sevgili okurlarım, adına sürre alayları denilen bu hilkat garibesi kavram, bu memleketin padişahlar tarafından nasıl soyulduğunun en güzel örneklerinden biridir. 

Her hac mevsiminde devletin ve milletin hazinesi hırsız Suudi’lere hortumlanmış, üstelik isyan etmelerini önlemeye de yetmemiştir.

Yani bu adamın dilinin altında bir bakla var ama henüz çıkaramıyor.

Zamanı gelecek, kendilerini yeterince güçlü gördükleri zaman o baklayı ağızlarından çıkarıp ‘sürre alaylarını yeniden devreye sokalım’ diyeceklerdir.

Haydi kolay gelsin bakalım!


© Sözcü