Uzun Ömre Az Maaş: Yaşamak mı, Hayatta Kalmak mı?
Bugün 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü.
Birleşmiş Milletler bu yıl için “Uzun Ömür Çağı: Daha Uzun Yaşamlar İçin Sistemleri Yeniden Düşünmek” temasını seçti.
Türkiye’de 81 ilde saat 11.00’de yürüyüşler yapılacak, meydanlarda çiçekler dağıtılacak, hatıra fotoğrafları çekilecek. Kürsülerden de büyük olasılıkla “Büyüklerimiz ailemizin direği, başımızın tacıdır” türünden saygı dolu sözler yükselecek. Sözler güzel, ama tören bittiğinde herkes kendi gerçeğiyle baş başa kalacak.
O gerçek ortada. Türkiye artık yalnızca genç nüfusuyla övünerek günü kurtarabilen bir ülke değil. 65 yaş üstü nüfusumuz 9,5 milyonu aşarak toplam nüfusun yüzde 12’sine ulaşmak üzere. 65 yaşına ulaşan bir insanın önünde ortalama 18 yıl daha yaşama olasılığı olduğu bildiriliyor, belki de bu daha da artacak önümüzdeki süreçte. Ama bizim için asıl soru burada başlıyor. Bu 18 yıl veya daha fazlası nasıl geçecek? İnsanca ve rahat bir nefesle mi, yoksa ay sonunu getirme telaşıyla mı?
Gemi Turu ile Semt Pazarı Arasındaki Uçurum
Gelişmiş ülkelerde yaşlılık, yılların emeğini toplama dönemidir. Avrupa’dan, Japonya’dan ya da Amerika’dan emekli olan biri, mesleki emeklilik fonları ve güçlü sosyal güvenlik sistemi sayesinde bir dünya turuna, Akdeniz sahillerinde bir gemi tatiline çıkabilir. Orada yaşlılık hayattan el ayak çekmek değil, hayatın tadını çıkarma vaktidir.
Bizde ise emeklilik çoğu evde sessiz bir mücadeleye dönüştü. Bizim yaşlımızın aklında pasaport ya da tatil planı yok, aklında akşam pazarının dağılma saatleri, market market dolaşıp indirime giren temel gıdaları bulmak var. Rakamlar da bunu doğruluyor. En düşük emekli aylığı Temmuz’da 23 bin 552 liraya çıkarıldı. Türk-İş’in Ağustos verisine göre ise Ankara’da bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti bile 48 bin........
