Yağmur Damlaları Gibi
Sevgili okur,
Bu satırları akşam üzeri ofisimden yazıyorum. İşlerimin arasından bir anlığına sıyrılıp soluk almak için harflere sığındım yine. Şu an yağmur tanelerinin ardından Ankara semalarında kamp kuran bulutları seyrediyorum; bir yandan da sabah bahçede yağmurun düşüşü geliyor aklıma. Başımı hafif yukarı kaldırdığımda, o yağmur damlası kaç kilometre kat ederek yüzüme düştü diye düşündüm. Garip ama tanıdık bir his. Bana yine bir şeyler çağrıştırdı. Aslında yazılar da bu çağrışımların dışa vurumu değil mi? Çağrıştırdığı olgu, insanın ayakta kalma azmiydi. Yağmur damlası bile türbülansla zigzag çizerek olması gereken yere düşüyorsa, insan da hayatın içindeki türbülanslarda ayakta kalmalı bana göre. Cezaevinden yeni çıkan bir gazeteci, o günlerde bir siyasi parti liderinin kendisine “ne kadar şık ve ütülü giyindiğini” söylediğini anlatıyordu. “Evet,” diyordu, “özellikle kötü zamanlarda bu misyonu yerine getirmeye çalışırım.” Aslında onun misyonu, hayatın gerçeklik trajedisi tam da bunu gerektiriyor bence.
Arabada Bir Borsa Spekülatörünün Anıları kitabını dinliyorum. O kadar sade, o kadar net bir dille kendi gerçekliğini anlatıyor ki… Defalarca düşmesine rağmen bir şekilde ayağa kalkmış,........
