“Bırakamadıkların Seni Taşıyor mu, Sürüklüyor mu?”
Yeni yılın ilk sabahında, bahçede karlı zemine ayak izleri bıraktıktan sonra kaleme alıyorum bu yazıyı. Yeni senenin parlak yüzü henüz masada, kar taneleri yere düşerken fiyat artışlarının gölgesi daha görünmedi; o yüzden günün en akılcı eylemi, sessizce düşen karı izlemek bana göre — çünkü henüz hiçbir şey bizden geriye bir şey istemiyor.
Mert Başaran’ın “Bırak” kitabını dinlerken arabada “Concorde sendromu” kelimesi geçti ve takıldım. İngiliz ve Fransızların ortak yaptığı o uçağın hikâyesini bilirdim ama bunun vazgeçememe psikolojisi olarak isimlendirildiğini bu kitapta öğrendim; boşuna demiyorum insanlardan duymadığım gerçekleri kitaplar fısıldadı diye. Concorde’un hikâyesini anlatmayacağım; mesele uçak
değil, bırakamadığımız için çöken hayatlarımız. Araştırdım, tanım net:
“Birey, emek verdiği ilişkiden zarar görse bile, bıraktığı anda geçmiş yatırımlarının boşa gittiğini sandığı için vazgeçemez.”
Hepimiz yılbaşı kutladık. Mutlu fotoğraflar, ışıklar, gülümsemeler… Beş dakika önce tartışıp çam ağacını bir uçtan diğerine fırlatsak bile. Kim bilir kaç mutsuzluk gülümseme filtresiyle gizlendi? Sorun değil; insanız, haklıyız.
Ama dürüst soru şu:
2025’i gerçekten bıraktık mı, yoksa sürüklemeye devam mı ediyoruz?
Concorde sendromu burada yeniden beliriyor: Bırakamadığın şey seni taşımıyorsa, seni sürüklüyordur. Bunu sadece kişilerle sınırlamayalım. Yeni yılın son........
