FİDANLAR ve ANNELER…

8 Mayıs 2026 tarihli ve “Sadece 3 Fidan mı?” başlıklı yazımda, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan isimli 3 gencin 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilmeleri konusunu işlemiş, bir de hiç unutulamayan bir anıma değinmiştim.

Gerçekten, Türkiye topraklarının ve Dünya’daki diğer yerlerin tarihi, çok sayıda, toplamda milyonlarla, belki de milyarlarla dile getirilebilecek fidan gibi insanın, gencin öldürülmesi ağırlıklıdır.

Bir anlamda, insanın tarihi, kan ve gözyaşı ağırlıklı öldürülmeler ve öldürmelerle doludur diyebiliriz. Bu algı ve yorum, benim açımdan asla abartılı değildir. Savaşlarda, işgallerde, kıyımlarda, cinayetlerde, çok ağır bir şiddet türü olan

idamlarda, her renkten, her kültürden, her inançtan sayısız fidanın kanı, suya ve toprağa dökülmüştür. Ölüm kararını veren de insandı, öldüren de, kan döken de, kanı dökülen de. Kan dökenlerin ve kanı dökülenlerin ortak yanları, bir annenin, bir babanın çocukları olmalarıdır.

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan için “Üç Fidan” denmesi, insanlaşmayı başarmış bir aklın, bir yüreğin tanımlamasıdır. Yazar Nihat Behram, 12 Mart 1971 darbesi sürecinde idam edilen 3 devrimci gençle ilgili olarak yazdığı belgesel-roman niteliğindeki kitabının adını “Darağacında Üç Fidan” olarak koymuştur. “Üç Fidan”, Türkiye’de, toplumun büyük kesimi tarafından benimsenmiştir.

17 Eylül 1961 tarihinde, Başbakan Adnan Menderes ve iki Bakan Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan’ın idam........

© Sonsöz