BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ ve ANA YURDUM TÜRKİYE |
Üniversite Hastanesi derken, doktorlar, sağlık çalışanları, hastalar, yakınları ve yurttaşlar arasındaki ilişkilere değinmek istemiyorum. O konuda, herkesin koşullara göre elinden geleni yaptığına ve canla başla çalıştığına inanıyorum. Yaşayarak edindiğim gözlemler oldukça olumlu. Doktorlarımız, hemşirelerimiz ve alandaki uzmanlarımız başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarını teşekkür, sevgi ve dostlukla kucaklıyorum.
Ayrıca, Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere, sağlık çalışanlarının odalarına, derneklerine ve alanda gönüllü katkılar yapanları alkışlıyorum.
24 Mart 2026 Salı. Öğleden sonra saat 16.00 civarı. Yer Ankara. Bir üniversite bünyesindeki Tıp Fakültesinin bir hastanesine gidiyorum.
Çalışma saatleri olmasına karşın sokak ve caddeler her yaştaki kadın ve erkeklerle oldukça kalabalık.
İnsana, hayvana, doğaya ve çevreye yönelik insan şiddetinin utanç düzeyinin doruklarına çıktığı canım Türkiye’min neresinde olursanız olun, birkaç yer hariç, aynı görüntülerle yaşamak, yürümek ve dinlenmek zorundasınız.
Talihsizliğe bakar mısınız, ana yurdum, ana evim dediğim Türkiye’yi bir halkın önemli bir bölümü küllüğe ve çöplüğe çevirmiş, buna karşılık halkın içinden çıkanların yer aldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlıklar, yerel yönetimler, siyasal partiler, STK denilen gönüllü kuruluşlar, oda, sendika, birlik ve baro dediğimiz meslek örgütlerinin yönetici, üye ve çalışanları, küllük ve çöplük haline gelmiş alanlarda yürüyorlar, oturuyorlar, dinleniyorlar, çay içiyorlar, yemek yiyorlar, sohbet ediyorlar. Yaşıyorlar, evet yaşıyorlar veya yaşamak zorunda kalıyorlar.
İşte böyle bir Türkiye’nin Başkentinde hastaneye giderken yerlerdeki izmaritler ve çöpler, birer kurşun gibi gözlerimi ve duygularımı deliyor. Çiçeklere, yeşil canlılara atılmış sigara izmaritlerinde, dudak boyasını, ruj izlerini görmek ise çok daha can atıcı. Sigara içen kadın veya erkekler, çevrelerinden hiç utanmadan, hiç çekinmeden, nerede olduklarına, çöp kutuları var mı yok mu diye çevrelerine hiç bakmadan izmaritleri gelişi güzel yerlere atıyorlar.
Çiçekleri ölmüş veya yok edilmiş çiçeklikleri küllük olarak kullananları gördükçe üzülüyoruz, utanıyoruz, asıl utanması gerekenlerin yaptıkları vahşeti göre göre yaşamak zorunda kalıyoruz.
Yarım saatten fazla kaldığım o Üniversite hastanesinin bahçesinde onlarca insandan bir iki tanesi dışında herkesin elinde ve ağzında birer sigara var. Böylesine kalabalığın içinde kimler yok ki. Hastane çalışanları, ziyaretçiler ve hatta giyimlerinden belli olan hastalar. Yarının doktorları, bugünün öğrencileri. Sanki su veya çay içiyorlar, o kadar rahatlar. Yerler tamamen küllük, çöp kutuları boş.
Ey akıl, ey vicdan, ey temiz ortamlarda yaşamak sevinci, neredesiniz!..
Otobüs, dolmuş, taksi duraklarını, kaldırımları, parkları, yeşillikleri, iş yeri, okul ve evlerin bahçelerini izmarit mezarlığına çeviren, çocuklara kötü örnek olan insanların yaşadığı bir ülke nereye gidiyor?
Bir ülke, kötü kentleşme, göğü delmeye çalışan binalar, ormanları yakan, madencilik adı altında doğasını çıplak hale getiren, suyu, havayı ve toprağı kirleten, hayvanları göçe zorlayan veya yok eden vahşi politikalarla nereye doğru koşuyor?
Gençlik, amatör spor, demokrasi, şiddetsiz iletişim konularında, sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanabilecek Türkiye hedefine katkıda bulunmak amacı ile yarım yüzyıldan fazla yaptığım gönüllü çalışmalara dayanarak belirtiyorum, Ankara’da, farklı ilçelerde, semtlerde ve açık alanlarda her gün yaşadıklarım, bir üniversite hastanesine giderken karşılaştıklarım, hastane bahçesinde gördüklerim, tam anlamı ile ana yurdum Türkiye’nin kendisidir. Kirletenlerle, izleyenlerle, susanlarla, görevlerini yapmayanlarla tam bir Türkiye.
Gelecek yazımda, çevreye yönelik bu şiddet türlerinin sorumlularını, “Dost Dili” ana başlığına aykırı düşmeyecek şekilde eleştirmeyi, daha önce ısrarla yaptığım önerilerimi yinelemeyi düşünüyorum..
Haydi, her yerde ve her zaman, önce evimiz Türkiye’de, sonrasında uluslararası alanlarda, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, temiz, savaşsız ve şiddetsiz yaşamak ve yaşatmak için…Haydi…