Fotoğraf Çöplüğü

Hiç bu kadar çok fotoğrafın çekildiği bir çağda, bu kadar az şeyin gerçekten hatırlanıyor olması tesadüf değil; aksine, bakmanın yerini refleksin, anlamın yerini hızın, hatırlamanın yerini arşivlemenin aldığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Telefonlarımızın hafızası dolu, bulut sistemleri taşmış durumda, harici diskler yeni klasörlerle şişiyor ama bütün bu görüntü bolluğunun ortasında insanın iç hafızası garip bir biçimde sessiz ve boş kalıyor.
Her gün onlarca, hatta yüzlerce fotoğraf çekiyoruz. Aynı kahve bardağı, aynı masa, aynı pencere kenarı, aynı yüz ifadesi, aynı gün batımı… Görüntüler değişiyor gibi görünüyor ama aslında hep aynı şeyin etrafında dönüp duruyoruz. Çünkü mesele artık görmek değil, “orada bulunduğunu” kanıtlamak. O anı yaşamak değil, o anı göstermek. Fotoğraf, tanıklık etmekten çıkıp bir bildirim nesnesine dönüşüyor.

Bir zamanlar fotoğraf, durmayı gerektiren bir eylemdi. Işığın beklenmesi, kadrajın düşünülmesi, deklanşöre basmadan önce içten içe verilen küçük bir karar vardı. Şimdi ise deklanşör, düşünceden hızlı.........

© Sonsöz