Bir İnsanın Gerçek Yüzü, Ona İhtiyacınız Kalmadığında Görünür
Hayatımıza giren insanların çoğunu iyi günlerinde tanırız. Sohbet ederiz, güleriz, aynı masaya otururuz. Birbirimizi arar, birbirimizin hayatına dokunuruz. Zaman geçtikçe bütün bunların adına dostluk, arkadaşlık, yakınlık deriz. Hatta bazı insanları öyle bir yere koyarız ki artık onları tanıdığımızdan neredeyse eminizdir. Oysa insanı tanımak, onunla uzun zaman geçirmek değildir. İnsanı asıl tanıtan, şartların değişmesidir. Çünkü şartlar değişmediği sürece herkes alıştığı rolü oynamaya devam eder. Birinin size ihtiyacı vardır. Bilginize, çevrenize, imkânınıza, makamınıza, paranıza, ilginize, hatta bazen yalnızca onu dinlemenize… Siz onun hayatında bir boşluğu dolduruyorsunuzdur. O boşluk durduğu müddetçe ilişkiniz de bütün sıcaklığıyla devam eder. Sonra bir gün o ihtiyaç ortadan kalkar. İşte bazı insanların yüzü tam orada değişir. Telefonlar seyrekleşir. Cümleler kısalır. Eskiden saatlerce konuştuğunuz insanın artık size ayıracak birkaç dakikası yoktur. Bir zamanlar varlığınızı kıymetli bulan kişi, yokluğunuzu fark etmeyecek kadar uzaklaşır. İnsan böyle zamanlarda ister istemez düşünüyor. Değişen neydi? Aslında bazen değişen hiçbir şey yoktur. Sadece ilişkinin üzerindeki örtü kalkmıştır. Fotoğrafta ışığın çok ilginç bir tarafı vardır. Işık yalnızca göstermez, saklar da. Bir yüzü önden aydınlattığınızda kırışıklıklar azalır, çizgiler yumuşar, yüz daha pürüzsüz görünür. Işığın yönünü değiştirdiğinizde ise aynı yüzde biraz önce görmediğiniz bütün çizgiler ortaya çıkar. Yüz aynıdır. Değişen ışıktır. İnsan ilişkilerinde de şartlar biraz ışığa benzer. Şartlar değiştiğinde karşımızdaki insanın daha önce göremediğimiz tarafları belirginleşmeye başlar. Para girer araya. Makam girer. Başarı girer. Mesafe girer. Bir menfaat biter. Bir beklenti karşılanmaz. Bir gün “hayır” dersiniz. Ve yıllardır........
