Hobi Bahçeleri Çıkmaz!

İnsanoğlunun toprakla olan sarsılmaz bağı, şehir hayatının boğucu hengamesinde güçlü bir özleme dönüştü. Beton yığınlarının arasında nefessiz kalan insanımız için bir karış toprak, sadece sebze yetiştirilecek bir alan değil, aynı zamanda insan ruhunun huzur bulacağı bir sığınak haline geldi. Bu masumane “doğaya dönüş” arzusu, son yıllarda Türkiye’nin dört bir yanında mantar gibi türeyen hobi bahçeleri gerçeğini doğurdu. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu masumane istek ile memleketin tarım politikaları ve hukuk gerçeği arasında sert bir çarpışma başladı. 2026 yılının bahar aylarına girdiğimiz şu günlerde, hobi bahçeleri artık sadece bir boş zaman aktivitesi değil, mülkiyet hakkı, çevre etiği ve gıda güvenliği ekseninde tartışılan devasa bir toplumsal mesele haline geldi.

Meseleyi doğru tahlil etmek için önce bu bahçelerin nasıl bir hukuki zemin üzerine inşa edildiğine bakmak gerekiyor. Birçoğumuzun “kendi yerim” diyerek üzerine prefabrik yapılar kondurduğu o küçük parseller, aslında tapu sicilinde çoğu zaman müstakil birer mülk değil, devasa bir tarım arazisinin kooperatif hisselerinden ibaret. 5403 sayılı Kanun’un koruyucu kalkanı altında olan bu topraklar, hukuken “parçalanamaz bütün” kabul ediliyor. Dolayısıyla kooperatif üyeliği üzerinden alınan o küçük parçalar, kanun koyucunun gözünde hala bir bütünün parçası ve üzerinde yapılan her değişiklik ve çakılan her çivi........

© Sonsöz