Hep Aynı Senaryo
İnsanlık tarihinin binlerce yıllık serüveninde değişmeyen tek şey, tarihin tekerrürden ibaret olduğu ve insan ilişkilerinin belirli döngüler etrafında döndüğüdür. Bu döngülerin en canımızı yakanı ise şüphesiz güven ve aldatılma üzerine kuruludur. “Beni bir kere aldatana yazıklar olsun, beni ikinci kere aldatırlarsa bana yazıklar olsun.” Atasözünün de ifade ettiği gibi bu basit ama çarpıcı cümle, sadece bireysel bir sitemin değil; toplumsal, siyasal ve psikolojik bir körlüğün de teşhisidir. Kişinin ilk aldatılması bir deneyimsizlik, bir saflık, bir basiret bağlanması veya karşısındakinin kötü niyetinden kaynaklı olabilir. Ancak aynı senaryonun, defalarca aynı aktörler veya farklı maskeler takmış aynı zihniyetler tarafından arka arkaya sahneye konmuş olması ve her seferinde kişilerin aynı coşkuyla veya saflıkla sahnelenen bu oyuna inanması, kandıranın maharetinden çok, kandırılanların derin bir gaflet içerisinde olduğunu gösterir. Bir toplumda insanları aynı senaryo ile defalarca kandırmak, sanıldığı kadar zor değildir. Çünkü bu senaryoları yazanlar, insanın en zayıf noktalarını, saflıklarını, inançlarını ve aidiyet duygularını çok iyi bilirler. İnsanoğlu, yapısı gereği inanmaya ve umut etmeye meyillidir.
Hayatın zorlukları karşısında tutunacak bir dal, bir kurtarıcı veya işleri yoluna koyacak bir formül arayışı içerisindedir. İşte tam bu noktada, aynı amaca hizmet eden ama vitrinde bambaşka görünen maskeli yapılar devreye girer. Artık sahnedeki dekor ve ışıkların rengi farklıdır. Oyuncuların giydiği kostümler yenilenmiş fakat oyunun metni ve netice değişmemiştir. İnsanlar, yeni bir yüz gördüklerinde yeni bir vizyon........
