menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KONUT KRİZİYLE BÜYÜYEN KENT YOKSULLUĞU

6 0
19.12.2025

Türkiye’de son yıllarda giderek belirginleşen barınma sorunu, konut piyasasına ilişkin dar ve yüzeysel açıklamaların ötesine geçilmesini zorunlu kılan yapısal bir nitelik kazanmıştır. Konut krizi, yalnızca fiyat artışları ya da dönemsel arz-talep dengesizlikleriyle açıklanabilecek bir olgu değildir. Aksine, gelir dağılımındaki bozulma, sosyal konut politikalarının zayıflaması, kamunun düzenleyici kapasitesinin gerilemesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu çerçevede barınma sorunu, günümüzde kent yoksulluğunu derinleştiren, toplumsal eşitsizlikleri keskinleştiren ve sosyal politika alanındaki kırılganlıkları görünür kılan temel meselelerden biri haline gelmiştir.

Boş Konutlar Sorunu

Mevcut veriler Türkiye’de yaşanan konut krizinin yaygın biçimde dile getirildiği gibi bir konut arzı yetersizliğinden kaynaklanmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Resmi istatistikler, sektör raporları ve akademik çalışmalar, ülkemizde toplam 36 milyon konuttan yaklaşık sekiz buçuk milyonunun boş durumda bulunduğunu göstermektedir. Bu veri, konut krizinin nicelikten ziyade erişim ve dağılım sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de yeterli sayıda konut bulunmaktadır, ancak bu konutların önemli bir bölümü, hane halklarının gelir düzeyleriyle uyumlu değildir ya da spekülatif beklentiler nedeniyle fiilen kullanım dışı tutulmaktadır. Boş konutlar, ayrıca, yüksek kira fiyatlarına, ekonomik verimsizliğe ve vergi kaybına yol açmaktadır.

Bu erişim sorununun temel belirleyicilerinden biri, son yıllarda belirgin biçimde derinleşen gelir dağılımı eşitsizliğidir. Reel ücretlerin yüksek enflasyon karşısında erimesi, özellikle dar ve orta gelirli hane halkının konuta erişimini ciddi ölçüde sınırlandırmıştır. Buna karşılık, konut fiyatları ve kira bedelleri genel fiyat artışlarının ve hane halkı gelirlerindeki artışın çok üzerinde bir hızla yükselmiştir. Bu durum, konut piyasasının finansallaşmasına işaret etmekte ve piyasanın toplumsal ihtiyaçlardan kopmasına neden olmaktadır.

Epidemik Konutsuzlaşma

Konut sahipliği oranlarındaki değişim, bu yapısal dönüşümün toplumsal etkilerini daha görünür kılmaktadır. TÜİK verileri üzerinden yapılan analizler, konut sahipliğinin özellikle alt gelir gruplarında belirgin biçimde gerilediğini ortaya koymaktadır. Yoksul haneler açısından yaklaşık yüzde 12’lik bir kayıp yaşanırken, orta gelir gruplarında yüzde 2,3’lük bir düşüş gözlenmektedir. Daha da dikkat çekici olan, yüksek gelir gruplarında dahi konut sahipliğinin yaklaşık yüzde 4 oranında gerilemiş........

© Sonsöz