Sustuklarımız Konuşur: Bastırılan Duyguların Sessiz İsyanı |
Toplum olarak duygularla kurduğumuz ilişki çoğu zaman sessizlik üzerinden şekilleniyor. Güçlü olmak, ayakta kalmak, idare etmek… Günlük hayatın içinde bu kavramlar öylesine yüceltiliyor ki, hissetmenin kendisi neredeyse bir zayıflık gibi algılanabiliyor. Üzülmemek, öfkelenmemek, kırılmamak öğütleniyor. Böylece birçok insan, duygularını tanımayı ve düzenlemeyi değil; onları bastırmayı öğrenerek büyüyor.
Oysa bastırılan duygular yok olmaz. Sadece biçim değiştirir. Söze dökülemeyen duygu, kendine başka bir ifade alanı bulur. Kimi zaman bedende, kimi zaman ilişkilerde, kimi zaman da zihnin en sessiz köşelerinde…
Terapi odasında sık karşılaşılan durumlardan biri şudur: Danışan yaşadıklarını oldukça sakin, hatta mesafeli bir dille anlatır. “Aslında büyük bir şey yok” der. Ama beden başka bir hikâye taşır. Omuzlar gergindir, nefes yüzeyseldir, yorgunluk hiç geçmez. Zihin duyguyu bastırmış, beden ise onu taşımaya çalışıyordur. Çünkü duygu ifade edilmediğinde, bedende yerleşme eğilimi........