Dava Adamlığından Bel Fıtığı Adamlığına

Dün "geri kalanını yarına bırakalım" demiştik ya, işte o "yarın" geldi. Masanın en samimi köşesine, pazar kahvaltısının o dingin huzuruna hoş geldiniz. Bugün diplomasi masalarını, savaş senaryolarını ve o asık suratlı gündemi kapının eşiğinde bıraktık. Adı üzerinde; bugün Neşe-i Muhabbet vakti.

Peki, bu masaya oturunca insan ne hisseder?

Geçen sabah uyandığımda kendimi bir tuhaf hissederken buldum. Yataktan doğrulmaya çalışırken belimden gelen o "kırt" sesi, aslında bir devrin kapanış senfonisi gibiydi. Bir an durup aynadaki o adama baktım. Elinde bir tansiyon aleti, öbür kolunda dijital saat, "Acaba nabzım neden 72 değil de 76?" diye evham yapan bu adam kimdi?

Eskiden pazar sabahları bizim için "dünyayı kurtarma" seanslarıydı. Sabahlara kadar süren o hararetli tartışmalarda ne ideoloji bırakırdık ne de devrilmedik hükümet. Parkalarımızın cebinde manifestolar,........

© Sonsöz