BIÇAKLA ÇORBA İÇİLMEZ

Barışın yolu, milletin yarasından geçmemeli.

Bazı meseleler vardır; kanun maddelerinin soğuk kelimelerine sığmaz, mühürlü dosyalara hapsedilemez. Süslü siyasi demeçlerle geçiştirilemeyecek kadar ağır, güvenlik raporlarının istatistiklerinde kaybolup gitmeyecek kadar canlıdır.

Çünkü o meselelerin satır aralarında mürekkep değil; toprağa düşmüş şehitlerin aziz hatırası, bir annenin hiç dinmeyen o sessiz gözyaşı, kapı her çaldığında yüreği ağzına gelen bir babanın sızısı, bir çocuğun özlemi, bir eşin hasreti ve bedeninde bir ömrün yüküyle o yarayı taşıyan gazilerimizin ahı vardır. Devleti yönetenlerin de, kanun yapanların da bakması gereken asıl yerde burasıdır.

Bütün bu acıların, yaşanmışlıkların, ödenen bedellerin üzerinde, bu ülkenin her bir evladının zihnine çivilenmiş tek bir soru durur. “Yarın kendimi ve ailemi güvende hissedecek miyim?” Türkiye’nin terörle mücadelesi artık sadece dağlarda yaşanan bir güvenlik operasyonu değildir. On yıllar boyunca evlere, sokaklara, okullara, mahallelere ve insanların hafızalarına kadar işlemiş derin, toplumsal bir travmadır. Bu nedenle TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları ve “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında gündeme gelen hukuki düzenlemeler, ülkemizi son derece hassas bir eşikten geçiriyor.

“Kimler, hangi şartlarla serbest kalacak?”

Mesele dağdaki silahın susması da değildir; asıl mesele, vatandaşın otobüste, markette, trafikte ve en önemlisi kendi evinin kapısının önünde yanındakinden şüphe duymadan, sırtı ürpermeden nefes alabilmesidir.

Sabah evinizden çıkıp markete gidiyorsunuz, kasada sıradasınız. Otobüs durağında bekliyorsunuz, araçta trafikte kaldınız, bir restoranda yan masada otururken, iş........

© Sonsöz