menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“İşçisin Sen, İşçi Kal”

13 0
yesterday

Burçin Gülbenk’le Hayata Dair köşemde bu hafta, bir cümleyi içime sindiremediğim için kaleme sarıldım: “Bu ülkede ezilen her zaman işçidir.” Bu cümle bir slogan değil; sabahın köründe servisi kaçırmamak için koşan, akşam eve döndüğünde çocuğunu uyumuş bulan, ay sonu geldiğinde “kredi kartına mı yükleneyim, pazarı mı kısayım?” diye içinden pazarlık eden milyonların hayat özeti.
İşçi bayramında bile çalışan yine çoğu zaman işçidir. Bayram denince herkesin aklına tatil, sevdikler, uzun sofralar gelir; işçinin aklına vardiya çizelgesi, eksik personel, “abi bugün de idare et” cümlesi gelir. Çünkü işçinin hayatı “idare” üzerinden dönüyor. İdare… Yani biraz daha az et, biraz daha az süt, ayakkabıyı bir sezon daha giydir, çocuğun isteğini “sonra”ya ertele. Bir ülkenin en çok kullanılan kelimesi “idare” olduysa, orada mesele sadece ekonomi değildir; orada insanın onuru da yorulmuştur.
Bir de işçinin başka bir gerçeği var ki; konuşurken boğaz düğümlenir: Ölüm riski. Çalışırken ölmek… Bir ailenin kapısı çalınıyor ve içeride bir anda zaman duruyor. “Başınız sağ olsun” cümlesiyle birlikte, bir annenin dizleri boşalıyor, bir çocuğun dünyası yıkılıyor, bir eşin aklından “Sabah kahvaltıda ne konuşmuştuk?” sorusu geçiyor. Biz buna çoğu zaman “iş kazası” deyip geçiyoruz; oysa geride kalanlar için adı “hayatın yarım kalması.”
Bu ülkede işçinin ölümle burun buruna çalıştığı alanları hepimiz biliyoruz: madenler, inşaatlar, tersaneler, ağır........

© Sonsöz