GOOLL
(Bir yerlerde okuduğum yazıdan ilhamla… kendi dilimle)
Okurken güldüm, sonra durdum düşündüm.
Sonra dedim ki: “Ali, bu tam senlik konu.
O yüzden alıntı yapmadım.
Üzerine kendi hayatımdan serpiştirdim.
Şimdi soruyorum kendime:
“Sen yoksan bir eksiğiz” diyorlar…
Ama derbi maçına girmek için 1200 lira istiyorlar.
Eksik dediğin adamı turnikede kart okutarak içeri alıyorsun.
Soğukta donma pahasına tribündesin.
Atkı boyunda, ses telleri iflas etmiş.
“GOOOOL!” diye bağırıyorsun…
Ama o sırada muhasebe servisinde prim hesaplanıyor.
Sen hepsini tanıyorsun.
Kim sağdan bindirir, kim soldan kaçar, hoca ne zaman kulübeye tekme atar biliyorsun.
Ama onlar seni tanımıyor.
Sen otobüsle eve dönüyorsun.
Onlar lüks arabaya binip site kapısından geçiyor.
Sen ay sonunu hesaplıyorsun.
Trilyonlar kazanıyorlar.
Sana bir çay bile ısmarlamıyorlar.
Ben termos taşıyorum, onlar sponsorluk.
Evin her tarafı takım renkleri.
Posterler, atkılar, kupalar…
Ama beraber çekilmiş tek bir fotoğrafımız yok.
Çünkü ben tribündeyim.
Aramızda doksan dakika ve dokuz sıfır var.
Onlar “profesyonellik”
Ben “sadakat” diyorum.
Onlar “transfer dönemi”
Ben “ölürüm bu renkler için” diyorum.
Onlar üç kuruş fazla veren kulübe imza atıyor.
Dönüp bana gol atıyor.
Sevinirken de diyor ki:
Ben sana kardeşliğin kitabını yazmışım.Ve en acı tarafı:
Ben GOOL diye bağırırken
o gol bana değil, hesaplara yatıyor.
Sonra bir gün jeton düşüyor:
“Sensiz olmaz” diyenler,
ilk fırsatta sensiz devam ediyor.
Sen geceleri kafaya takıyorsun.
Onlar mışıl mışıl uyuyor.
Sen değer veriyorsun.
Onlar “yoğunuz” diyor.
Onlar kariyer planı yapıyor.
Ve ben kendime diyorum ki:
Bu kadar rahat yaşayan insanlar için kendi huzurunu bozma.
Ama kalbini prim tablosuna yazdırma.
Çünkü sen “GOOOL!” diye bağırırken
asıl kaçırdığın şey kendi hayatının attığı goller olabilir.
