Anneler. Babalar. Oğullar. Ve sınıf mücadeleleri! |
İnsan bazı şeyleri zamanla ve geç anlıyor.
Kendi adıma psikiyatride bazı şeyleri geç anlayabildiğimi artık daha iyi biliyorum. Zorluk benim zorluğumdu ve yapacak bir şey yoktu. Zor olan da aslında insanın bir bebek-insandan erişkin bir insana nasıl dönüştüğüyle ilgiliydi. Tam da psikolojiyle ilgiliydi yani. Psikoloji, bir bilim olarak insanın nasıl insan olduğunu anlatmaz mı?
Zor anladıklarımın arasında işte, insanın insan olmasında “annenin” kaçınılmaz ağırlığıyla ilgiliydi. Anne önemliydi. Önemliymiş. Bunu çok önceden anlamış olmayı isterdim. Ama olmadı. Bilmek anlamaya yetmiyor ne de olsa.! Zaman ve belli bir pratik deneyim gerektiriyor.
Bazı meslektaşlarımın mesleki eğitimlerine ve hatta daha da öncesine -evet, tıp fakültesine- bunu bir şekilde anlayarak (bir yerden öğrenerek değil, kendi hayatlarından bilerek, sezerek) başladığını düşünürsek aradaki farka dair yaşadığım zorluk, talihsizlik bir parça daha anlaşılabilir belki. Çünkü psikiyatride sorunları ve sorun yaşayanları anlamada yaşamın erken dönemindeki her şey merkezi bir yer tutuyor. Meslekteki çeyrek asıra yakın zamandan sonra bu dezavantajı daha iyi görebiliyorum: Anne önemli. Baba da öyle. Ama önce anne! İnsanın ilk insanı, ilk bakımvereni ve ilk ortamı… Önemli. Zihnimiz için. Psikolojimiz için. İnsan olabilmemiz için.
“Anne” insanın insan olma, insan haline gelme yolunda erken ve kilit bir yerde duruyor. Öyle ki neredeyse tüm yolu belirliyor, sonraki her adıma da rengini çalıyor.
Anne’yi “bakım veren” olarak da okuyabiliriz. Yani mutlaka biyolojik anne olması ve bir kadın olması da gerekmiyor. İnsan, Homo Sapiens için böyle! Ve hatta primatlar için de… Ama konumuz bu değil. Zihnimizin şekillenmesinde erken deneyimlerin kaçınılmaz yeri ile ilgili konumuz. Önemi nereden geliyor annenin? Anne, insan haline gelmemizde (ve gelemememizde) neden merkezi bir yere sahip?
Burada belki de dünyaya, insana, hayata, var olmamıza materyalist bir yerden bakanlar için küçük bir düzeltme yapmak gerekiyor: Önemli olan bakım verenin kendisi kadar ve hatta ondan daha çok bebeğin/çocuğun, bakım veren bu ilk insan/nesne ile ilişkisi. Yani ilişki önemli. İnsan olma yürüyüşümüz ve o yürüyüş boyunca karşılaşacağımız zorluklar o ilişkinin içinde başlıyor. Dinamik, devinen ve birçok belirleyeni olan bir süreç bu. Ve sürekli yeniden karılan, kurulan bir denklem gibi. Psikoloji de burada başlıyor.
Önemli olan sadece anne ya da sadece bebek değil. İnsanı insan haline getiren, uzun bir yolculuktaki ilk ilişki. Ve o ilişkinin içinde, çevresinde olup bitenler, duygular, zorluklar, kolaylıklar.
Çünkü evrimsel iki mesele var: birincisi Homo Sapiens’in iki ayağı üzerine kalkmış olması. Ve ikincisi de dil/sözel iletişim becerisi. İkisi de damga vurmuş her şeye. Ayağa kalkmak erken doğuma yöneltmiş, dil ise duyguların düşünceye dönüşmesini, yaşamın hatırlanmasını, düşünülmesini ve erken (dil öncesi) deneyimlerin tüm yaşam üzerinde koyu bir iz bırakmasını. Her insan, ilk insanının karnında ve koynunda yoğrulur da diyebiliriz. Çünkü…
Çünkü insan erken doğmakta, yeterince olgunlaşmadan. Diyebiliriz ki her insan prematürdür. Psikanaliz de bu erken doğum nedeniyle her insanı o eksik kalan zamandan ele alır.
Hepimiz hayatta kalmak için en az üç yıl “bir başkasına” gereksinim duyarız. Tabii ki sonrası da var ama ilk aylar, ilk yıllar kritik. İnsan diğer yakın memeliler gibi yürüyebilir, konuşabilir halde doğacak olsaydı eğer, gebeliğin en az 23 ay sürmesi gerekirdi. Ama iki ayak üstündeki insan........