İmefe’nin gizli tarihi II

İkizi Dünya Bankası ile birlikte İmefe’nin (IMF) emperyalist açlığı depreşen Amerikan sermayesinin küresel egemenliğini sağlamak gibi asli bir görevi vardır. Ama aynı zamanda Amerikan emperyalizminin ve genel olarak da kapitalizmin meşruiyetini görünüşte bile olsa sağlamak gibi hayati bir işleve de sahiptirler.

Malum, II. Dünya Savaşı’nın sonundan Sovyetlerin çözülüşüne kadar geçen süreye özünde kapitalizm ile sosyalizm arasındaki bazen açık bazen de örtük mücadele damga vurmuştur. II. Savaş, muazzam insan kayıplarına rağmen sosyalizmin muzaffer ve ideolojik olarak avantajlı çıktığı bir süreçti. Daha savaş bitmeden bile hem Stalin hem de Churchill (özellikle de Churchill) ve Roosevelt gelmekte olanın iki sistem arasındaki savaş olduğunu biliyordu. 

1944 Haziranı’nda toplanan Bretton Woods konferansına Sovyetler de galip koalisyonun önemli bir parçası olması hasebiyle davet edildi. Sovyetlerin 3 kişilik delegasyonuna Mikhail Stepanov liderlik etti. Ancak Sovyet delegasyonu üç hafta süren ve aslında Keynes ile White arasındaki tartışmalar tarafından şekillenen konferansta hiç söz almadılar (en azından kayıtlar öyle diyor); ne itiraz ettiler ne de onayladılar. Ses çıkarmadılar. Dinlediler. Sonra ortaya çıkan metni koltuklarının altına alıp Moskova’ya yollandılar. SBKP Merkez Komitesi metni ve dolayısıyla anlaşmayı imzalamayı reddetti. Böylece özelde SSCB, genelde sosyalist blok Bretton Woods sisteminin dışında kalacaklarını açıkça ilan etmiş oldular. Aslında Soğuk Savaş 1940'ların sonunda değil, belki de Yalta-Tahran-Potsdam zirvelerinde veya daha çok da Bretton Woods’da patlamış gibi görünmektedir, tartışılmalıdır. 

Kısacası Bretton Woods sistemi ve İmefe aslında Soğuk Savaş’ın araçlarına dönüştüler Amerikan emperyalizminin elinde. Aslında emperyalizmin tarihi açısından yenilik olduklarına şüphe yoktu. Daha öncesinde emperyalizm baskı ve sömürü sürecinde çoğunlukla kuralsız ve kurumsuz ilerlemeyi tercih etmişti. İlk defa emperyalizm kapitalist dünya üzerindeki egemenliğini kurumlarla ve kurallarla yürütme iradesini göstermiş oldu. Neden? Gerçekten 19. yüzyıl İngiliz emperyalizminin, rakiplerinin ve hatta yeni doğmakta olan Amerikan emperyalizminin icraatlarına bakın, kurumu ya da kuralı yoktur hiçbirisinin. Onların tarihlerinin gözeneklerinden apaçık barbarlık, yağma ve askeri saldırganlık akar. Kural namına tek şey birbirlerine karşı verdikleri ancak genellikle tutmadıkları sözlerdir. Kurum yoktur, yerine gizli paylaşım anlaşmaları ve rakiplere karşı girişilen gizli ve kirli ittifaklar vardır. Bunu bir kurala bağlama isteği ve en azından oyunun kurallarını centilmenlik normları içinde belirleyecek kurumlar yoktur. Peki ama savaş sonrası kapitalist alemin düzenini kurarken Amerikan emperyalizmi neden kurumları ve kuralları tercih etti? 

Bazı yazarlar II. Savaş sonrasının emperyalizmini “enformel emperyalizm” olarak tanımlanmaktadır. Açık, kendini hemen siyasal kurgusu nedeniyle belli eden bir emperyalizmi değil, daha çok örtük ekonomik sömürü ilişkilerine ve asimetrilere dayanan ve tırnak içinde “ulus devletlerin otonomilerine ve bağımsızlıklarına saygı gösteren”, ancak pek tabi ki ekonomik/ siyasal eşitsizlikleri ve bağımlılık ilişkilerini yeniden ve yeniden üreten bir emperyalizmi kastediyordu bu tanımlama. Bir yere kadar katılmak gerekiyor, ancak “enformalite” ve örtüklük vurgusu çok fazla idi bu tanımlamada. Amerikan emperyalizminin savaş sonrası dönemdeki açık askeri ve siyasi müdahaleleri söz konusu emperyalizmin öyle çok da örtük ve gizli olmadığını ortaya koymaktaydı. 

Peki ama gerçekten Amerikan emperyalizmi neden İmefe, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler gibi küresel kurumları tercih etti?........

© soL