Laik ramazan çetelesi!

Soru şu; bir inançla mı, yoksa devlete dayanak yapılan bir dinsel ideoloji ile mi karşı karşıyayız. Cevabı ise şurada; devletsiz din mümkün değildir. Bir devlet gücüyle birleştiğinde ve bir ideolojik işlev gördüğünde din din olabiliyor. Bunun dışındakiler bir fanteziden ibarettir; bir tür uyanık düş görme haline tekabül ediyor. Dindeki dayatma da bununla ilgili. Eğer bir ideoloji değilse ve arkasında bir zorlayıcı güç, devlet, yoksa dayatmanın da bir anlamı yoktur. İsteyen katılır isteyen katılmaz. İsteyenin katılmayabildiği şeye ise din diyemiyoruz, belki dinselleşmeye eğilimli inançtır. Özetle dinde dayatma fıtratındandır. 

Emevîler ve Abbasiler İslam’ı bir fetih ideolojisi olarak kullandılar. Çok inanmadılar ama çok bağlı göründüler. Devlet işlerinin yürümesi bu yeni inanca bağlıydı.

Turan Dursun’un dediği gibi başlangıçta sadece bir kabile inancıdır. Kabilenin de yalnızca bir bölümünün, peygamberin aile ve yakın çevresinin, Kureyş, inancıdır. Esasında o tarihte her kabilede gizli işlerle uğraşan, kâhin ve şair, bir peygamber vardı. Kabile, devlete evrilmeye başlayınca boşa çıkan diğer kabile peygamberleri “sahte peygamber” sayıldı. Gecikmenin ya da havari bulamamanın bedelidir. 

Demek ki sadece bir dinle değil kabileden devlete, kölecilikten feodalizme geçişin tezahürlerinden biriyle karşı karşıyayız. Kabile devlete dönüşünce, kabile peygamberi de devletin bütün tebaasının peygamberine dönüşür. Şeria’nın çıkış noktası budur. Şeriat devletsiz olmaz. Halifenin hem devlet başkanı hem de din başkanı olması bundandır. Şeria’da, yolda, devlet var.

“Şaria” veya “şeria”, su içilecek yere giden yol demek; “Batı Şeria”dan biliyoruz. Mekândan bağımsızlaşınca “takip edilecek yol” anlamında sadeleşmiş. İslam dini ortaya çıkınca su yolu Allah’ın yolu olmuş. Yol onun olunca şeria da onun “emirlerinin bütünü” anlamına kavuşmuş. İnanalar için yolun son ve tartışma götürmez halidir. Demek ki her Müslümanın “şeria”da yürümesi şarttır. 

Peygamber Kureyş’in peygamberiydi ama tarih ilerliyordu. Emevî kabilesinden gelen Osman yeni devletin bir Emevî kurumuna dönüşmesine göz yumdu. Emevîlerin ve Kureyş’in onun zamanında elde ettiği ayrıcalıklar kabile zihniyetinin restorasyonu anlamına geliyordu. Kısa zamanda merkezinde Emevîlerin ve Kureyş’in olduğu imtiyazlı bir sınıf oluştu. Son halife Ali’nin müdahalesi çökmekte olan halifeliği ayakta tutmaya yetmeyecekti. Fiili cumhuriyeti korumak için giriştiği son savaşta, asiler mızraklarının ucuna Kuran takarak halifeyi durdurdu. Demek ki Ali zamanında kitabın kutsallığına inanan pek az Müslüman vardı. Halife öldürüldü ve İslam tarihi için yeni bir dönemin başlama vuruşu yapılmış oldu.

Halife Ali’nin ölümü üzerine Osman zamanında Şam Valisi yapılan Muaviye halifeliğini ilan etti. Seçimi kaldırdı, fiili cumhuriyeti yıktı. Halifelik, onu silah zoruyla ele geçiren Muaviye tarafından 662 yılında fiilen ve hukuken kaldırıldı.

Muaviye, şartların zorlamasıyla imana gelmiş gönülsüz bir Müslümandı. Seçimle gelen ilk halifelerden nefretini saklamıyordu. Din üzerine giydiği iktidar kaftanı gibi bir işlev........

© soL