Heladaki emperyalist! |
Hela, Arapça, boş, tenha yer demek. Türkçesi “ayakyolu”dur; kişinin o işini boş, ıssız bir yerde görmesinden dolayıdır. Demek ki, uygun yeri bulmak için bir miktar yürümek gerekir. Yüznumara, abdesthane, tuvalet de var, halen kullanıyoruz. Ancak tenhada neyi nasıl yapıyorlar bilemiyoruz.
“Tuvalet”in kökeni ise Fransızca. "Kumaş, bez" anlamına gelen “toile” sözcüğünün küçültme eki almış hali olan “toilette”, kumaşçık, kelimesinden türetilmiş. 17. yüzyılda üzerine takı-makyaj malzemeleri konulan örtünün, sonra giyinme veya bakım odasının karşılığı olmuş. 19. yüzyılda hela anlamında kullanılmaya başlanmış. Tuvalette tuvalet olmadığına göre, lazımlıklar da tuvaletlerde tutuluyor olabilir, mümkündür.
Eskiden ordular tuvalet ihtiyaçlarını kamptan uzakta, ayak yolunda, kazılan derin çukurlar veya dereler üzerine kurulan basit düzenekler üzerinde giderirlerdi. Orta Çağda şatoların duvarında, dışarıya sarkan tuvaletler, garderobe, yaptılar. Buralara tüneyip, birikenleri aşağıya bırakıyorlardı. Dolap veya depo anlamı sonradan eklenmiştir.
Rivayet o ki, İslamiyet indirildiğinde, Hicaz bölgesinde hela yoktu. Herkes işini ısısızda görüyordu. Ancak peygamber yaşlanıp, karıları geceleri sık sık tuvalete gitmeye başlayınca tuvalet yapma ihtiyacı doğdu. Evin içinde veya yakınında yapılması ondan sonradır. Arapçada hela yerine kullanılan “kenifin” de, kenef, “sığınılacak, gizlenilecek kuytu yer” anlamındadır. Hadisi var, “Kim hacet görmeye giderse gizlensin, şayet gizlenmek için bir kum tepeciğinden başka bir şey bulamazsa, onu arkasına alsın” şeklindedir.
Anadolu’da helâlar, 20. yüzyıla kadar yalnız saray, hastane, cami ve manastır gibi büyük binaların eklentisiydi. Demek ki yaygın değildir. Garderobe ise, çocukluğumda Karadeniz köylerindeki evlerde kullanımdaydı. Evin duvarında dışarı sarkan bir dolap vardı, ortasında uygun bir delik bulunurdu. Çıkardığınızın açık havada kısa yolculuğunu izlerdiniz. Galiba aşağıda açıkta oluşan çukurda birikenler gübre olarak da kullanılırdı. Tuvalet Anadolu’da da yenidir.
Evet tarihi yapan insanlardır ve onların da böylesi dünyevi ihtiyaçları vardır! Önemlidir, tuvalet tarihi uygarlık yolunda ilerleyişimizin tarihidir.
Önemini şöyle anlatalım; tuvaletin yokluğunda kaplarda biriken atıklar sokaklara bırakılıyordu. Tifo, kolera, dizanteri gibi bağırsak enfeksiyonları bu birikintilerden yayılıyordu. Bu usul ayrıca parazit yayılımına ve veba gibi ölümcül salgınlara zemin hazırlamıştı. Fareler ve pireler için pey uygun bir ortamdı bu. Sadece salgınlar değil, pislikten oluşan bağırsak solucanları insanları yiyip bitiriyordu.
Orta Çağ'ın sonlarına doğru, parazitler ve özellikle bitler kötü hijyenin kanıtı olarak görülmeye ve tabii “vahşi ve yoksul insanlarla” ilişkilendirilmeye başlandı. Yoksulluk ve parazitler arasındaki ilişki, Floransa'da 16. yüzyılın başlarındaki yönetmeliklerde şöyle ifade ediliyordu: “Yoksulların çoğu bitlerle dolu olarak geldiği için, kıyafetlerini ayırıp farklı bir yerde saklıyoruz...” Bit yoksulların zenginler dışındaki ikinci........