menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ailenin, evliliğin ve nikahın kökeni

29 0
saturday

“Türkiye’de evlilik seküler bir fenomen. Müftülerin nikâh yetkisi var ama kimse müftüyü çağırmıyor, herkes belediye memuruyla evleniyor.” Yeni nesil prens Necmettin Bilal Erdoğan, AKP teşkilatına yaptığı konuşmada, böyle yakınıyordu. Evlilik denilince akla imam değil, belediye geliyordu. Halbuki Amerika’da bile böyle değildi, herkes papaz efendiye koşuyordu. Atanamamış prens, aile kurmanın ve çocuk yapmanın “bu dünyanın ötesinde anlamları olduğunu” anlatmaya çalışıyordu. Böyle olmakla birlikte evliliğin “Allahın emri Peygamberin kavli olduğu” unutulmuştu. “Kutsal emir boşa düştü” demek istiyordu. 

Düşer, düşürülmüştür. Laik cumhuriyetin başarısıdır. Dini evliliğin kökeni Orta Çağ’daysa “seküler” evliliğin kökleri de Fransız Devrimi’ndedir. Evlenmek isteyenin imama koşmasını Orta Çağ’dan, belediyeye koşmasını Fransız Devrimi’nden öğrendik. Her ikisinin de tarihinden gelen güçlü nedenleri var.

Fransa’da piskoposlar monarşi ve aristokrasiyle kol kola, yoksulları birlikte eziyorlardı. Dinin sakladığı budur; yoksulların-mazlumların öfkesinin ve şiddetinin sebebi dinin arkasına saklanmış varsılların zulmüdür. 

Haliyle ayaklananlar bu çarpık kilise-devlet ilişkisini de radikal biçimde değiştirdi. Mülklerini elinden aldı, kilise yeminine son verdi, papazları kovaladı. Katolik Kilisesi’nin tekelindeki doğum, ölüm, evlilik gibi sosyal işlerin kontrolünü ve kayıtlarını belediyelere devretti. Evliliğin sivil bir tören eşliğinde resmi nikahla gerçekleştirilmesini sağladı. İnanç Katoliklerin tekelinden çıkarılıyordu. Bundan böyle kimin neye inanacağına Katolik kilisesi karar veremeyecekti. Böylece kilisenin halkı kontrol etmesinin önüne geçilmiş olunuyordu. Devrimdir ve içinde evlilik de var. 

Devrim yeni soruları olan ve bu soruların cevabının dinde olmadığını düşünen insanların işidir. Farklı soruları olanlara “yurttaş” diyoruz. Hiçbir sorusu olmayan, bütün soruların sorulmuş ve bütün cevapların verilmiş olduğunu düşünenlere yurttaş diyemiyoruz. Ümmetle arasında bir karşıtlık ilişkisi var. Devrim, tabii, aşırılıkların getirisidir. Ama hiçbir devrim dinin arkasına saklanmış gericiliğin aşırılıkları ile boy ölçüşemez. 

Nikaha gelince, nihayetinde kurallı “cinsel birliktelik” içindir ve doğası gereği laiktir. Eşler arasında tanrının ve kilisenin ne işi olabilir?

Kilise iş iten geçtikten sonra bu işe müdahil olmayı denedi, cemaatine olmasa bile rahiplerine evlilik ve cinsel ilişki yasağı getirdi. Bu yolla üremesi engellenmiş olan rahiplerin mal varlıkları kiliseye kalmış oluyordu. Ancak bu yasak nedeniyle Katolik Kilisesi bir pedofili çetesine dönüştü. Çoluk çocuğu sardılar, binlerce çocuk bu ahlaksız tarikatın kurbanı oldu.

Kilise şart değil, din, hükmünün sürdüğü hemen her yerde benzer bir rol üstlenmiştir. Osmanlıda da nikâhı kadı, naip veya mahalle imamları kıyardı. Nikah için kadıdan izin alınması gerekiyordu ve kayda ancak bu şartlar altına geçiriliyordu.

Fransız devrimcileri gibi biz de 1926’da yürürlüğe giren “Türk Kanunu Medenisi” ile bu usulü kaldırdık. Böylece erkeğin birden çok kadınla evlenmesini de........

© soL