Siyaset ile ekonominin kesişmesi
Denilebilir ki, “siyaset ile ekonomi hiç ayrı düşmedi zaten”. Doğrudur. Ama buradaki muradımız şu: İktidarın anamuhalefete başkan tayin etmeye ve devletin yargı ve kolluk şiddetini kullanmaya varacak kadar siyasete müdahale etmeyi göze alması, ekonomiye olan müdahale imkânlarının kısıtlanmış olmasından da kaynaklanıyor. (Bu konuda görüş belirtmede sevgili meslektaşım Hayri Kozanoğlu benden önce davrandı: “Düşen büyüme, yükselen baskı”, Birgün Gazetesi, 2 Haziran 2026).
Elbette tek nedeni değil. Dinci despotizmin ve pro-emperyalizmin temsilcisi olan iktidardaki sermaye siyaseti, ekonomi tıkırında olsaydı dahi kendi siyasi nüfuz alanını (yani iktidarını) tehdit edecek ölçüde güçlenen anamuhalefete kaybettirmek için onu bölmeyi/parçalamayı ve sonuçta etkisizleştirmeyi birinci meselesi yapardı. 2024 yerel seçimlerinden sonra yaptığı yegane şey de bu oldu. Ama rakibini kirli göstermeye yönelik bütün çabalarına rağmen rakibinin birinci parti olmaya devam etmesini engelleyemedi. Çünkü kendi kirliliği kıyas kabul etmez ölçüde daha fazlaydı ve dolayısıyla kitleleri ikna edemedi. Kendi seçmeninin bir bölümünü dahi. O zaman bir sonraki evreye geçildi. Parti içi ihanet kotası üzerinden CHP’ye fiili kayyım tayin etmek zaten hep yedekte tutulan bir plandı, 21 Mayıs’tan itibaren bu plan uygulamaya sokuldu.
Çünkü ayrıca 2015’ten itibaren Meclis çoğunluğunu tek başına sağlayamayan dinci siyaset, önümüzdeki seçimlerde milliyetçi sağın desteğine rağmen Meclis çoğunluğunu sağlamakta ve istediği Cumhurbaşkanını seçtirmekte zorlanacağını gördü. DEM’in desteğini alabilmek onun için farz oldu ama bunun için de hem kısmen DEM’in taleplerini karşılayacak ama hem de esas olarak kendi ihtiyaçlarını giderecek bir anayasa değişikliğini de gündemine almak zorundaydı. Gerçi referandumsuz bir nitelikli Meclis çoğunluğuna yani 400 sayısına ulaşmak gene zordu. Bu nedenle CHP içinde destek verdikleri kanattan da oy devşirme hesapları da yapıldı mutlaka. Ama bu sayıya ulaşmak gene de zordu, yamalı bohça gibi duran bu çoğunluk hedefi pek iğreti duruyordu. O nedenle geçen gün AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı referandumu da göze alan bir açıklama yapmaktan geri durmadı.
Bütün bu gelişmeler kendi yolunu bulacak elbette. Ama biz bu yazıda ilk paragrafta belirtilen birinci nedene odaklanalım.
Ekonomiye müdahale imkânlarının daralması
Şimdiye kadar seçim dönemlerinde kamu ekonomisinin daha aktif müdahaleleri üzerinden şu veya bu ölçekte bir seçim ekonomisi uygulandı. 2023’te örneğin ikili seçimlere dönük olarak yüksek dozda uygulandı. Bunun sonuçlar üzerinde etkisi olmadığı söylenemez. 2024 yerel seçimlerinde ise, 2023 seçim sonuçlarının verdiği özgüvenin de katkısıyla, Şimşek programından fazla sapılmadı ve seçim ekonomisi görece zayıf olarak uygulandı. Tek neden bu değildi elbette ama Şimşek döneminde 10 aydır halk karşıtı bir programın uygulanıyor olmasının da mutlaka etkileri oldu ve yerel seçimlerde iktidar partisi tarihi olarak kötü sonuçlar aldı.Peki şimdiki durum nedir? Önümüzdeki seçimler açısından devletin ekonomiye ve seçmen bütçesine müdahale olanakları daralmış durumda. Bir kere ekonomik büyümenin canlı........
