menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cumhuriyetin devrimci dinamikleri

17 13
03.02.2026

Cumhuriyetin devrimci dinamiklerine sahip çıkmak, kuruluş dönemine duyulan romantik bir nostaljiye, bu dönemin tekrar restore edilmesine dönük dayanaksız bir özleme indirgenemez. Tarihsel toplumsal koşulların iç ve dış belirleyicilerinin bir daha oluşturulamayacak biçimde geride kaldığı bilincine sahip olanlar bu tür kısır hülyalarla oyalanmazlar. Çünkü tarih-dışılığa savrularak gelecek kurgulanamaz.

Cumhuriyetçilerin bugün Cumhuriyetin devrimci dinamiklerini sahiplenme tavrı, öncelikle bir ideolojik/politik konumlanma olarak okunmalıdır. Bir tarihsel dönemdeki devrimci dönüşüm, bugün cumhuriyetçi-sosyalist güçlerin üzerinde birleşebileceği bir asgari temel, ortak yürüyüşlerinin bir başlangıç noktası olarak tarif edilebilir ancak. Ama asıl olan eskinin aşılması, yepyeni bir Cumhuriyet fikrinin inşa edilmesidir. Özellikle de AKP tahribatıyla Cumhuriyet ilke ve kurumlarının hemen hemen tamamen tasfiyeye uğratıldığı bir dönem sonrasında.

Aslında bu ilk saptamalar yeterli olabilirdi. Ancak bir yandan kuruluş dönemine ilişkin romantik/nostaljik yaklaşımların sürmesi, diğer yandan Cumhuriyeti sahiplenme tavrına karşı siyasal İslamcı-etnik milliyetçi saldırıların hiç olmadığı kadar körüklenmesi nedeniyle bu konu üzerinde biraz daha durmakta yarar olacaktır.

Dış koşullar bakımından 1920’lerin/1930’ların dünyası ile 2020’lerin dünyası birbirlerinden çok büyük ölçüde farklıdır. 1914-1945 arasındaki dönemde, iki büyük dünya savaşı, bir büyük sosyalist devrim ve bir büyük kapitalist dünya krizi (1929) nedeniyle küreselleşmede uzun süreli bir kopuş yaşanacak, Birleşik Krallık dünya hegemon gücü potansiyelini yitirirken yerine geçecek yeni hegemon güç ABD ise, göreli gücünün iyice baskın hale gelmesini yani koşulların iyice lehine dönmesini bekleyerek ve iki büyük dünya savaşını da bunun için kaldıraç olarak kullanarak 1944 sonrasındaki döneme damgasını vuracaktır. İki Büyük Savaş arasındaki hegemonya boşluğu, Türkiye gibi bağımsızlığını yeni kazanmış kimi ülkelerde devrimci kadroların aydınlanmacı ve kalkınmacı duruşuyla birleşince devrimci sıçramaları besleyecektir.

2020’lerin ikinci yarısındaki dünya ise tamamen farklıdır. Her ne kadar üçüncü küreselleşme dalgasının (1980-2025) sonuna gelindiği söylenebilirse de (Bkz. O. Oyan, “Üçüncü Küreselleşmenin Sonu mu?”, soL Haber, 23 Aralık 2025), hegemon gücün yitirdiği göreli ekonomik üstünlüğünü askeri gücüyle telafi etmeye çalıştığı, dolayısıyla henüz bir hegemonya transferi sürecinin ve tam bir hegemonya boşluğunun oluşmadığı, yeni bir kapitalist düzenleme rejiminin kurulmasında açık güçlüklerin yaşandığı sancılı bir geçiş döneminde bulunulduğu saptaması yapılabilir. Eski dünya/eski ilişkiler sona gelirken yeni bir dünyanın kurulmasında güçlükler çekildiği bir dönemdir bu. Emperyalizmin saldırganlığı ve müdahaleciliği ise yüzyıl öncesiyle kıyaslanmayacak düzeydedir. 1980’lerde ve........

© soL