Yoksulların onuru |
Fernando Ezequiel Solanas, Arjantin’in yurtsever bir evladıydı. Hayatını ülkesinin ve halkının ABD emperyalizminin gölgesinde onurlu ve bağımsız yaşama çabasını belgelemeye ve beyaz perdeye aktarmaya adadı. En bilinen eseri, 2001 krizinden sonra IMF gözetiminde ülkesinin nasıl yağmalandığını, kamu varlıklarının nasıl yabancı şirketlere yok pahasına devredildiğini ve krizin tüm yükünün nasıl sıkıyönetim eşliğinde emekçi halkın sırtına yüklendiğini anlattığı Yağma Anıları’dır.
Solanas bu filmin ardından, sıradan insanların yaşanan ekonomik yıkımla hangi yöntemlerle baş etmeye çalıştıklarını anlattığı bir de devam filmi çekti: La Dignidad de los Nadies. Türkçeye en anlam kaybına uğramayacak biçimde Yok Sayılanların Onuru diye çevrilebilir; ama biz kısaca Yoksulların Onuru diyebiliriz.
Çünkü içinde yaşadığımız düzende yoksullar, yok sayılanlardır.
Ve hayatlarında bir gün dahi yokluk çekmemiş bazı ayrıcalıklı alçakların zannettiğinin aksine, yoksul insanların da onuru vardır.
Bunu vurguluyorum, çünkü emperyalist haydutların Venezuela’ya saldırıp devlet başkanını ve eşini kaçırmasının ardından dünyada ve Türkiye’de insanlık onurundan sıdkını sıyırmış bir azınlık bir yandan saldırganları kutlamaya, diğer yandan olayı protesto edenlerle alay etmeye, “bak gördünüz mü ABD’nin gücünü, bu dünya güçlülerin dünyası” demeye başladı.
Aynı alçaklar katil İsrail devleti insanları yataklarında öldürürken füzelerin isabetliliğini alkışlıyordu.
Aziz Nesin, onlarca dile çevrilen ve dünyanın her yerinde ibret alınarak okunan Zübük romanında, böyle insanları “kağnı gölgesindeki it”e benzetir. Gölgede yürür, güneşten korunur, ama bir yandan da gölgeyi kendi gölgeleri zannederler.
Gelin, inceleyelim.
***
İlk örneğimiz Nobelli muhalif Machado. Tam ismi María Corina Machado Parisca. Zengin bir sermayedar ailenin en büyük kızı ve ailenin demir çelik şirketleri vesilesiyle Margaret Thatcher ile aynı lakabı paylaşıyor: Demir Leydi. Bu benzetmeden ziyadesiyle memnun olduğu söyleniyor. Bolivarcı devrimin kendisi gibi ayrıcalıklılar açısından çok tehlikeli olduğunu görmüş ve üstüne düşeni yapmaya soyunmuş. Daha yolun hayli başlarında, ABD’nin meşhur manipülasyon merkezi olan Ulusal Demokrasi Vakfı’ndan (National Endowment for Democracy – NED) para alıp Venezuela’nın 2004 seçimlerini, yani Hugo Chávez’i devirmek için düzenlenen darbenin başarısız olmasının ardından yapılan ilk seçimleri gayrimeşru ilan etmeye çalışmış, başarısız olmuş. Sonraki yıllarda korktuğu başına gelmiş, Bolivarcı Cumhuriyet ailesinin mülkiyeti altındaki elektrik ve çelik şirketlerini devletleştirmiş. O da bir siyasi parti kurup başına geçmiş. Partisinin son seçimlerdeki temel vaadi “sosyalizmi sonsuza dek gömmek.”1
Muhtelif Latin Amerika deneyimlerinden bunun kapsamlı özelleştirmeler ve bu vesileyle kişisel zenginleşme biçiminde yaşanacağını biliyoruz.
Machado Venezuela muhalefetinin ılımlı kesimi açısından dahi tedirgin edici bulunuyor ve görüşleri “Venezuela’nın aşırı sağı” olarak kategorize ediliyor.2 Bolivarcı Cumhuriyetin yıkılması için ülkesine yabancı müdahaleye sıcak baktığını hiç saklamadı. Daha bir ay önce Trump’ın Venezuela stratejisini “sonuna kadar desteklediğini” söylüyordu.