Yaşanmış bir öykü

Gerçek bir öykü de diyebilirdim. Ama böylesi daha iyi. Başkasından dinlediğim bir öykü de gerçek olabilir. Oysa şimdi anlatmaya niyetlendiğimi kendim yaşadım. Gerçek oluşunu başkasının tanıklığına dayandırıyor değilim.

Üzerinden bir ay bile geçmedi daha. Bizim parti mekânlarından birinde küçük bir toplantımız var. Kaç basamak olduğunu hiç saymamış olsam da önemsiz bir ayrıntı olarak bile yer vermeye değecek kadar çok olmayan basamaklardan çıkıyorum. Yine de sözünü etmeden edemiyorum; çünkü kapıya ulaştığımda soluklanma ihtiyacı kendini duyurur her defasında. Kapıyı açanın merhaba ya da hoş geldin selamına karşılık verebilmek için süresi her zaman aynı olmayan bir soluklanma aşaması geçirmeden yapamam. Bu nedenle, geç kalmış falan değilsem, bu önlemi ihmal etmem. Benim türümden bir aşamacılık düşmanı için kimin verdiği bilinmez, acımasız bir ceza denebilir belki!

Yine öyle olmuştu. Kapıyı açan, sevimsizine hiç rastlamadığım genç bir yüz. “Hoş geldin abi” diyor. Neyse, önlemimi aldığım için, hiç beklemeden “Hoş bulduk” diyorum. İçeri geçiyoruz.

Kapıyı açan dışında içeridekileri tanıyorum. Onlar da durumu fark etmiş olmalılar ki, tanıyıp tanımadığımı soruyorlar. Bugünkü nöbetçinin bir engeli çıktığı için gelememiş, arayıp onu çağırmışlar. Ben tanımadığımı söyleyip özür diliyorum. O “Ben........

© soL