We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yaman bir gazeteci: Arif Oruç

24 15 10
28.02.2021

Yazmadan duramayanlardan.

Biz onu Seyyare-i Yeni Dünya’dan tanıyoruz… Çoğunluğumuz için yalnızca bundan ibaret. Kuvayı Seyyare’nin büyük komutanı Çerkes Ethem Bey’in mali desteği ile Eskişehir’de 30 Ağustos 1920’de yayın hayatına başlayan gazete… Ekim 1917’de edindiği yeni haliyle, yenice tanıştığımız Kuzey komşumuzun, “Dünyanın Bütün İşçileri Birleşiniz” dileğinden esinlenerek kopyaladığımız o büyük ve harikulade hayalin özeti olmalı Seyyare-i Yeni Dünya’nın serlevhasının hemen altında çakılı olan yeni dünya dileği:

“Dünyanın Fukara-i Kâsibesi Birleşiniz.”

Seyyare-i Yeni Dünya’ya değineceğim elbette ama sırayla gitsek diyorum. Önce şunu belirtmeliyim, Arif Oruç hüdayi nabit değil. Birden zuhur edip birden sır olup gitmiş hiç değil. Öncesi ve sonrası var. Az biliniyor ama var:

Babası Kürt illerinden, Annesi suyun öte yakasından. 1896 doğumlu. 1913’te Tanin Gazetesinde başlamış muhabirliğe ve yazmaya. Sonra hep yazmış. Doğuştan gazeteci tanımın hak edenlerden olmalı. 1913’te yirmi yaşında iken Ünlü İttihatçı Hüseyin Cahit Yalçın’ın Tanin gazetesinde muhabir olarak başlamış gazetecilik serüvenine. Bir yıl geçmeden Sabah gazetesi adına gittiği Sofya’da yayınlanmakta olan ve Türk Sadası adını taşıyan gazetenin başyazarı olmuş. Burada iken ölümüne kadar yolları sıkça kesişecek, yaşamında önemli bir yer işgal edecek olan Sofya Elçisi Fethi Okyar ve Askeri Ateşe Mustafa Kemal ile tanışmakla kalmamış onlarla yakın bir dostluk kurmuş.

Sonra Birinci Büyük Savaş… Mütareke ve ardından İzmir’in işgali. Şimdi 1919 ve Tasviri Efkâr adına savaş muhabiri olarak İzmir’deyiz… Yunan işgal ordusunun kente girişini, yapılan zülüm ve çapulları yazıyor İstanbul’daki gazetesine. Aydın Zeybekler Cephesi’nde gez, göz arpacık öylesine ayrıntılı haber geçiyor. Demirci Mehmet Efe’yi anlatıyor. Tefrika gibi…

Şimdi “tefrika” dedim ya, Arif Oruç’un en az bilinen yanı olmalı tefrika romancılığı. Ölümüne kadar geçen sürede 35 adet, yazıyla otuz beş, roman yazdığını bilir miydiniz? Ne yalan söylemeli ben, bırakın otuz beşi, roman yazdığını dahi bilmiyordum.

Öğrendim. Evet, 35 adet roman yazmış. Bunların çoğunluğunu da “Ayhan” müstear adıyla Son Saat, Vakit, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde tefrika olarak yayınlamış. Şimdi ben bunları yazdım ya, büyük bir ihtimalle merak etmişsinizdir bunların hiç değilse üç beşinin adını.

Birinin adı çok uzun ve şöyle: “Abdülaziz’in Malum Şekilde İntiharını Müteakip Osmanlı Hürriyetperverleri Karşısında Osmanlı Kızıl Sultanı Abdülhamit.” Bir diğeri, “Tepedelenli Ali Paşa ve Vasiliki.” Evet… Bir de “Çırağan Sarayı Baskını Mithat Paşa” diyelim ve tadında bırakalım!

Arif Oruç yerinde duramıyor. Çerkes Ethem Bey’in gerillalarının merkez karargahının bulunduğu Eskişehir’e geliyor. 1920 yılındayız. Ethem Bey hatıralarında Arif Oruç’la nasıl tanıştığını anlatıyor. “Onu” diyor “Kuvay-ı Seyyare saflarında buldum. Bu genç çok vatanperver ve hamiyetli idi. Aynı zamanda fikir hürriyetine sahip bir gazeteci idi.”

Ağustos 1920 günlerindeyiz. Ethem Bey’den, bu genç gazeteciye hem para yardımı yaptığını, hem de Eskişehir’de o günün koşullarına göre mükemmel donatılmış bir matbaayı satın alarak kendisine verdiğini öğreniyoruz........

© soL


Get it on Google Play