menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeniden faşizm, yeniden yurtseverlik

68 0
13.05.2026

Radikal sağın/faşizmin yeni bir veçheyle yeniden yükselişinin küresel bir olgu olduğunu biliyoruz artık. ABD’de Trump’tan Hindistan’da Modi’ye ve İtalya’da Meloni’ye, hâlâ iktidarda olanlarıyla, Brezilya’da Bolsonaro’dan Macaristan’da Orban’a, iktidardan düşmüş olanlara uzanan geniş bir hat var karşımızda. Üstelik Almanya’da AfD, Fransa’da Ulusal Birlik ve İngiltere’de UK Reform, iktidara çok yakın yeni radikal sağ partiler olarak bu yükseliş manzarasının tam göbeğinde yer alıyorlar. 

Bu isimler ve partiler klasik faşizmin mirasından teorik ve pratik çok fazla şey almışlarsa da kimi noktalarda ondan farklılaşıyorlar. Bu partilerin hepsi klasik faşizmde olduğu gibi ırkçı, antikomünist, güce, otoriteye ve lider kültüne tapan bir karakter sergiliyorlar ama 2. Dünya Savaşı’nda alınan ağır yenilgiyle ve faşizmin itibarının yerle bir edilmesiyle birlikte, benzerliğin buraya kadar olduğunu söyleyebiliyoruz. Günümüz radikal sağ iktidarları, diğer siyasi partileri ve parlamentoyu kapatmak, anayasayı askıya almak, seçimleri iptal etmek, resmi bir diktatörlük kurmak gibi işlere resmen kalkışamıyor, “faşizme heves etmek”le birlikte, o hevesi dört başı mamur bir şekilde hayata geçiremiyorlar. 

Aynı şekilde günümüz radikal sağının/faşizminin üzerinde yükseldiği zemin ne antikomünizm ne de antisemitizm. Komünizm şu an için gerçek bir tehdit olarak görülmüyor ve Trumpgiller Demokratları bile komünistlikle itham etse de ortada komünizm diye bir tehdit olmadığını onlar da gayet iyi biliyor. Öte yandan İsrail’in çoktan Batı’nın yaramaz çocuğu haline gelmesiyle birlikte, antisemitizm de radikal sağın söyleminin merkezinde artık yer almıyor, bilakis “Yahudi-Hristiyan medeniyeti” söylemi beyaz üstünlükçülüğünün ve ırkçılığın, dolayısıyla da yeni radikal sağın söylemsel zeminini oluşturuyor.

Bugünün radikal sağı da tıpkı Nazizm gibi kapitalizmin krizine, özellikle halen etkilerini sürdüren 2008 krizine bir tepki olarak yükseliyor. 2008 krizini ise daha geniş bir perspektife, yaklaşık 50 yıldır devam eden neoliberal politikalara, Batılı elitlerin emek düşmanı politikalarına bağlamak gerekiyor. Refah devletinin sonu ve sosyal devletin çözülüşü, yoksullaşan ve güvencesizleşen kitleleri radikal bir emek hareketinin ve devrimci bir solun yokluğunda  kolaylıkla radikal sağa yöneltiyor. Sınıfsal öfke, faşizm tarafından manipüle edilerek faşizmin kurucu hissiyatı olan hınca evriltiliyor, bu hınç ise kendisini esas olarak yine günümüze dair bir olgu olan göç meselesi üzerinden var ediyor. 

Neoliberal küreselleşmenin en önemli sonuçlarından biri bir yandan dünyanın merkez ülkelerinde diğer yandan da çevre ülkelerde gelir dağılımının alt üst edilmesi oldu. Öte yandan Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi ülkeler emperyalizm tarafından yıkıldılar, Afrika ülkelerinde ise yoksulluk çok daha derinleşti. Bir köşe yazısının sınırları içerisinde ve olanca basitleştirerek söyleyecek olursak, yoksullaşan çevreden yoksullaşan merkeze yönelik kitlesel göç, faşist manipülasyonun üzerinde yükseldiği zemini oluşturdu ve düzene, kapitalizme yönelmesi gereken öfke, göçmenlere yönelik hınca dönüştürüldü. Günümüz faşizminin/radikal sağının ayırt edici unsuru tam olarak budur: Göç ve göçmenlere yönelik manipüle edilmiş sınıfsal öfke.

Klasik faşizmin bu topraklardaki mümessili başından beri MHP ve ülkücü hareket olagelmiştir; ancak dünyadaki eğilimlere uygun bir şekilde son yıllarda Türkiye’de de yeni bir radikal sağın, yeni bir faşist........

© soL