Tekno-faşizmin manifestosu: Ölüm siyaseti ve yapay zekâ

Naziler gaz odalarını neden icat etmişti? Bu sorunun yanıtı “ölüm endüstrisi”nin gelişiminde gizlidir; toplama kamplarındaki milyonlarca kişiyi kurşunla, tabancayla, tüfekle öldürmek hem yeterince hızlı değildi hem de çok maliyetliydi. Bu noktada bir “toplu ölüm makinesi” arayışı ortaya çıktı ve kamplara gaz odaları kuruldu, tek seferde ve sadece saniyeler içerisinde yüzlerce insan zehirli gazlarla öldürülüyor ve toplu mezarlara gömülüyordu. 

“Ölüm endüstrisi” dönemin sanayi ve teknoloji mekanizmalarından ilham almıştı; Fordist üretim tarzı “kitlesel tüketim için kitlesel üretim” anlamına geliyordu ve işte şimdi aynısı ölüm için de geçerliydi. Kitlesel, verimli ve çok az maliyetli bir öldürme teknolojisi icat edilmişti artık ve “nekropolitika”, yani ölüm siyaseti bu teknoloji üzerinde yükseliyordu. 

Bugün dijital kapitalizm ve yapay zekâ çağındayız; nekropolitika ve öldürmenin mantığı da buna göre şekilleniyor, savaş stratejileri ve kitle imha teknolojileri yapay zekâ temelli bir görünüme kavuşuyor. Dünyanın toplama kampı diyebileceğimiz, başta yaşam olmak üzere her türlü hakkın ve hukukun askıya alındığı “belirsizlik mıntıkası” Gazze, ölüm siyasetinin laboratuvarı olma niteliğini taşıyor, her türlü savaş ve öldürme teknolojisi önce Filistinliler üzerinde deneniyor.

Mesele üzerine yazılan yazılara ve haberlere baktığımızda İsrail ordusunun Filistin’e karşı yürüttüğü ölüm siyasetinde yapay zekânın gün geçtikçe merkezi bir önem teşkil ettiğini görebiliyoruz. Özellikle 7 Ekim saldırılarından beri artan oranlı bir şekilde yüz binlerce hedef yapay zekâ tarafından tespit ediliyor ve vuruluyor, bu yapılırken ise sivil ölümleri hiçbir şekilde dikkate alınmıyor, bilakis yapay zekâ katledilen sivil sayısını artırmak için kullanılıyor. 

Konuya ilişkin bir rapora göre İsrail, 7 Ekim saldırısının hemen ardından başlattığı yapay zekâ destekli saldırılarda sadece bir ay içerisinde 5 bin 139 sivil öldürdü ve bunların 1900’ü çocuktu, bu ise şimdiye kadarki devasa hava bombardımanlarında bile rastlanmayan ölçüde bir sivil katliamıydı. Öldürülenlerin çoğu evlerinde öldürülmüştü ve her saldırıda aynı aileden ortalama 15 kişi hayatını kaybetmişti. 

İsrail ordusunun kullandığı yapay zekâ programlarından en ölümcülü olan Lavender, topladığı veriler üzerinden Filistinlilerin “terörist” gruplarla ilişkili olma ihtimalini değerlendiriyor ve her bir kişi buna göre puanlanıyor. Kriterler ise son derece geniş: genç olmak, erkek olmak, Gazze’nin belli bölgelerinde yaşamak ve belli davranış kalıpları sergilemek… Yapay zekâ, bunlar üzerinden bir değerlendirme yapıp puanınızı yükselttikçe, öldürülme ihtimaliniz de artıyor. 

Gazze’den tüm dünyaya ihraç edilen yapay zeka temelli ölüm siyaseti, savaşın giderek “insansızlaşma”sı anlamına geliyor; vurulacak hedeflerde yapay zeka günbegün daha fazla inisiyatif alıyor ve karar verici haline geliyor, ona bu inisiyatifi ise elbette ki insan veriyor ve bunu belli bir rasyonalite doğrultusunda yapıyor.  

Bu aslında neoliberalizmle büyük paralellikler taşıyor; nasıl ki neoliberal çağda ekonomi insansızlaştırılıyor ve giderek bir teknik meseleye indirgeniyorsa, nasıl ki halk başına gelenleri bir türlü anlayamıyor ve faili, yani şirketleri, holdingleri, düzenleyici bürokratik mekanizmaları göremiyorsa, aynısı artık savaş için de........

© soL