Mesele CHP değil
Memlekete CHP üzerinden çekilen seçimsizleştirme operasyonunun medya ayağında TGRT bulunuyor, birkaç gazeteci kılıklı aparat mütemadiyen ekranlardan toplumun üzerine irinli yalanlar saçıyor.
Peki TGRT kimin? İhlas Holding’in. Peki İhlas Holding kimin? Işıkçılar cemaatinin. Peki Işıkçılar kim?
Işıkçılar cemaatini Hüseyin Hilmi Işık kuruyor. Asker kökenli bir isim olan ve askeri liselerde kimya dersleri anlatan Işık dini kitaplar yazıyor, müritler buluyor, etrafındaki halka genişliyor, bir cemaat şekilleniyor ve nihayetinde de holdingleşmeye giden yolun önemli adımlarından biri olarak 1976 yılında Işıklar Vakfı kuruluyor.
Işık’ın ölümünün ardından cemaatin başına önce öğrencisi sonra da damadı olan ve yine askerlikten gelen Enver Ören geçiyor. Bugün ise holdingleşmiş cemaatin başında Enver Ören’in oğlu Ahmet Mücahit Ören bulunuyor. Ören’i biz en son Epstein yazışmalarından hatırlıyoruz, adı bu yazışmalarda “yaramaz Ahmet” olarak geçiyor.
Dededen toruna, askeri liselerden Epstein yazışmalarına uzanan bu hikâyedeki en kritik nokta, Hüseyin Hilmi Işık’ın mürşidi ve şeyhinin Abdülhakim Arvasi adlı bir Nakşi olması. Arvasi’yi önemli kılan ise Işık’la ilişkisi değil aslında; Arvasi Türkiye İslamcılığının en önemli figürlerinden biri olan Necip Fazıl’ın da şeyhi, Necip Fazıl Arvasi’yle 1934’te tanışıyor ve İslamcılık serüveni böyle başlıyor.
Necip Fazıl, Türk sağının antikomünizmle cumhuriyet düşmanlığını nasıl tek bir potada erittiğini ve bu ikisinin nasıl birbirinden ayrıştırılamaz olduğunu anlamak için bakmamız gereken birkaç isimden biri, belki de ilki.
Daha 1950’lerde, iş başına gelir gelmez Menderes hükümetine “şekavet ocağı”, yani eşkıyalık, haydutluk ocağı dediği CHP’nin kapatılması gerektiği yönünde açık mektuplar yazıyor, çağrılarda bulunuyor. Örneğin 1951 tarihli bir yazısında şöyle diyor:
Evet, Adnan Menderes, 27 yılın şekavet ocağı CHP ile o ocağın içinden çıkıp hâlâ hakiki mesnedini bulamamış olan kendi ocağınızın müstahak olduğu muameleye kavuşturulması işini de sizden bekliyoruz. Birinin ebediyen kapısını kapamak ve kapıcılığını örümceklere havale etmek, öbürünün de pencerelerini açmak ve içine güneşi kabul ettirmek hüner!..
Benzer şekilde 1970’lerde Menderes’in CHP’yi kapatmamasının sonuçlarının görüldüğünü ve bu sefer fırsatın kaçırılmaması gerektiğini söylüyor, Menderes’in yapmadığı şeyi Milliyetçi Cephe hükümetlerinden, Demirel’den, Erbakan’dan, Türkeş’den bekleyerek şöyle diyor:
Sanki Milli Kurtuluş hareket Türk’ü düşman elinden kurtarıp, ondan bin kere beter bir........
