Konut sorunu: ABD, Almanya, İspanya
Engels “Konut Sorunu”nu yazdığında yıl 1872’ydi ve Engels’e göre konut sorunu basitçe günümüze ve modern işçi sınıfına dair olmayıp ezilen sınıflar bütün bir tarih boyunca bununla karşı karşıya kalmışlardı. Kapitalizm çağında böylesine yoğun bir biçimde konuşulması ise konut sorununun sadece işçi sınıfını değil küçük burjuvaziyi de etkiliyor oluşuyla, yani küçük burjuvazinin de mülksüzleştirilmesiyle ilgiliydi.
Konut Sorunu’nun yazılışının üzerinden neredeyse yüz elli yıldan fazla bir zaman geçti ama tam da Engels’in “kapitalizm içerisinde çözülmesi imkânsızdır” demesine uygun bir şekilde konut sorunu süreklileşmiş bir kriz başlığı olarak günümüzde de devam ediyor; üstelik hem ABD hem de Avrupa gibi kapitalizmin en gelişkin olduğu iki coğrafya bugün bir kez daha bu sorunla sınanıyor.
Geçtiğimiz yıl Kasım ayında ABD’de yapılan seçimlerde New York belediye başkanlığını kazanan “demokratik sosyalist” Zohran Mamdani’nin başarısının gerisindeki en büyük faktör, sosyal belediyeciliğe dair vaatlerinin merkezine şehirde yaşanan konut krizine dair çözüm önerilerini yerleştirmesiydi.
Mamdani’nin hızlı bir şekilde uygulamaya koyacağını söylediği ilk vaadi kiraların üst sınırlarının belediye tarafından belirlendiği “kira denetimli” konutlarda kiraların dondurulmasıydı. Sahiden de 1 Ekim 2026 itibarıyla bu konutlardaki kira artış oranı sıfırlandı ve böylelikle milyonlarca kişinin geçim koşulları görece de olsa hafiflemiş oldu.
Mamdani’nin konut sorununa dair diğer bir vaadi ise sosyal konut projeleriydi. Mayıs 2026’da duyurulan ve 28 milyar dolarlık çok büyük bir bütçeye sahip olan bu projelerde hedef, önümüzdeki on yıl içinde uygun fiyatlı 200 bin konut inşa edilmesi ve mevcut 200 bin konutun da kamu tarafından uygun fiyatlı bir şekilde kiraya verilmesiydi.
Mamdani bununla da yetinmedi ve New York toplu konut idaresine belediyeden önemli ölçüde para aktararak alt sınıfların yaşadığı bölgelerdeki mevcut binaların bakım ve onarımının hızlanmasını sağladı, ev sahiplerine karşı kiracıları koruyacak kontroller ve cezalar artırıldı, şehrin lüks bölgelerinde sosyal konut yapımını zorlaştıran bürokratik düzenlemeleri baypas edecek yasal adımlar atıldı ve buralara da sosyal konutlar yapılabilmesinin önü açıldı.
Tüm bunlar elbette ki sosyalist politikalar değil, en fazla “sosyal demokrasi” kapsamında değerlendirilebilecek politikalardı; zaten ABD siyasetinde “demokratik sosyalizm” de ancak “sosyal demokrasi” olarak değerlendirilebilirdi. Ancak yine de bu önlemler bile taşıdıkları sosyalizan karakter nedeniyle Mamdani’yi ve temsil ettiği “demokratik sosyalizm”i ABD halkı nezdinde muteber kılmaya yetti. Tüm dünyada olduğu gibi merkez siyaset ABD’de de çözülürken radikal sağ ile birlikte ABD koşullarında “radikal” denilebilecek bir solun yükselişinin önü açıldı.
Mamdani’nin kazandığı zafer, Almanya’daki Die Linke (Sol Parti) için de bir örnek teşkil etti. Ülke çapında ve özellikle Doğu Almanya’da radikal sağ AfD ile birlikte yükselirken Berlin eyalet seçimlerini Türkiye kökenli Elif Eralp’in başbakan adayı olduğu Die Linke kazandı ve burada da meselenin merkezinde konut krizi vardı.
Bu konut krizinin gerisinde Berlin’in son yıllarda aldığı........
