menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İkinci haftasındaki İran Savaşı: Bir bilanço

90 0
11.03.2026

ABD ve İsrail’in neredeyse bütün bir Batı’yı da arkasına alarak başlattığı İran savaşında ikinci hafta geride kalmak üzere ve dolayısıyla artık bir bilanço çıkarabilecek durumdayız.

İlk başa yazılması gereken ve kesin olan şey şu: Bu iki haftanın sonunda ABD ve İsrail’in askeri ya da politik hiçbir hedefine ulaşamadığı açık. Eğer mesele İran’ın balistik füze gücünü ortadan kaldırmaksa henüz buna dair kayda değer bir ilerleme yok, eğer mesele İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemekse buradaki durum muğlak ve eğer mesele rejimi devirmekse şu an için rejimin devrilmesi imkânsız görünüyor.

Savaşın ilk günü Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları komuta kademesini öldürerek ABD-İsrail ikilisi iki şeye yatırım yapmıştı: Birincisi, ortaya çıkacak karmaşada rejimin içerisinden birilerinin tıpkı Venezuela’da olduğu gibi ABD’yle işbirliğini kabul etmesi. İkincisi ise bu karmaşanın bir halk ayaklanmasını beraberinde getirmesi ve kitlelerin rejimi devirmesi.

Her iki beklenti de çok net bir şekilde boşa düşmüş durumda ve şu günlerde Batı’da Trump’a yönelik en büyük eleştiri de bu savaşın nihai hedefinin ne olduğu konusundaki belirsizlik hali. Günler geçtikçe söz konusu belirsizlik artıyor ve bu da en çok Trump’ın ve ABD’li yöneticilerin söylemlerine yansıyor. Şu an için ellerinde İran’ı daha çok yakıp yıkmak, halka daha çok zarar vermek, daha çok katliam yapmak dışında başka seçenekleri yok, buna da devam ediyorlar zaten. 

Buna mukabil İran iyi gidiyor. Rejim içeriden çözülmeye karşı dirençli çıktığı gibi Amerikancı bir ayaklanma da söz konusu olmadı ve hatta tam tersine sokaklar şu an çoğunluğunu İran İslam Devrimi'ne sadık ama aynı zamanda anti-emperyalist karakterli kitlelerin kontrolünde. Bu da hem ABD-İsrail saldırısına karşı ülkeyi daha dirençli kılıyor hem de saldırının uluslararası meşruiyetini azaltıyor. 

Kürt milliyetçisi örgütlerin eğitilip donatılıp sahaya sürülmesi ve havadan desteklenmeleri şeklindeki plan da şu an askıya alınmış gibi görünüyor; hem ABD-İsrail şu an için bunun bir karşılığı olmadığının farkında hem de söz konusu örgütler verili güç denkleminde böylesi bir riski üstlenmek istemiyorlar. 

Askeri olarak bakıldığında ise belki İran’ın hava üstünlüğünü ele geçirebilecek ve ülkeyi ABD-İsrail uçaklarından koruyabilecek bir gücü, uçakları ya da hava savunma sistemi yok ama çok güçlü bir füze kapasitesine sahip oldukları anlaşılabiliyor. Üstelik 12 gün savaşından bu sefer önemli dersler çıkarıldığı ve Rusya’nın verdiği söylenen teknoloji ve istihbarat desteğiyle nokta atışların yapılabildiği, ABD ve İsrail açısından stratejik önemdeki üslerin, tesislerin, radar ve uydu istasyonlarının isabetli bir şekilde vurulduğu görülebiliyor.

Ancak esas........

© soL